AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Azime Korkmazgil: Türkçe Sevdalısı Öğretmen -1

Azime Korkmazgil: Türkçe Sevdalısı Öğretmen -1

Azime Korkmazgil: Türkçe Sevdalısı Öğretmen -1

Azime Korkmazgil: Türkçe Sevdalısı Öğretmen -1

Küçük boylu genç bir kadın. Elinde daima çanta var. Nevşehirliler yadırgıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Hep aynı köşede karşılaşırdık

Gözlerini koyacak yer bulamazdım

Ne güzel çekingendin titrerdin

Çantan sefertasın eldivenlerin

Gitmek istemezdin ama giderdin

Bir sen kalırdın kent silinip giderdi

Ayaklarım dolaşırdı düşmezdim

Saata bakardım hep yedibuçuk

Yumruğumu kaldırıp bağırasım gelirdi

 

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

 

…………………………………………………………..

 

İnsan ömründe dönüm noktaları vardır.

 

Milatlar vardır.

 

Rastlantılar vardır insanı mutlu eden, bahtsız kılan.

 

Benim de ömrümün en değerli dönüşüm yılı oldu 1961.

 

O yaşta (13-14) bunun ne anlama geldiğini nereden bilebilirdik ki!

 

Nevşehir Muhtelif Gayeli Ortaokul (MGO) 3. sınıf öğrencisiyiz.

 

Öğrenci sayısındaki artışa bağlı olarak o ders yılında çift öğretim başlamıştı.

 

Ben 3 A sınıfındayım. Dersler öğleyin başlıyor, akşama değin sürüyor. Okuldan çıkınca ortalık kararmış oluyor. Sabahtan başlayarak da verimli bir ders çalışma, ödev yapma durumu olmuyor. Hiç mutlu değilim. Kimi öğretmenlerden de hoşlanmıyorum. Ters, kaba, bilgisiz eğitimciler (!).

 

Ne yapmalı?

 

Müdürümüz Göreli Mustafa Ergin. Çekine çekine,odasına gidip görüşüyorum. Dinliyor beni, anlayışla karşılıyor. Meğer ne kolaymış. Önündeki çizelgelerden benim sınıfımı buluyor, adımın karşısına “3 C’ye aktarıldı” yazıyor. 3 C sınıf çizelgesine de adımı ekliyor. Tamam.

 

“Bugün artık eski sınıfına git. Kimseye de bir şey söyleme! Hadi bakalım!” diyor.

 

Odadan sevinçle çıkıyorum.

 

İçim içime sığmıyor. Sanki duyumsuyorum yeni sınıfımı seveceğimi, mutlu olacağımı.

 

Gerçekten de 3 C’de iyi öğretmenler ders veriyor.

 

Sanki bilerek derlenip, orada görevlendirilmiş gibi.

 

Örneğin Resim-İş dersimize Mehmet Kararlı geliyor. Bize yalnız iyi resim yapmanın kurallarını öğretmekle kalmıyor; Öğretmen Okulu anılarını da anlatıyor. İyiye, doğruya, güzele… Hoş konuşuyor. Pos bıyıklarıyla Onu dergilerden resmini görüp şiirlerini okuduğum Dr Ceyhun Atuf Kansu’ya benzetiyorum. Kimi arkadaşlarımın ilkokuldan da öğretmeni O. Tanıyorlar, seviyorlar. Hoş bir ses tonu var. Onun derslerini sevinçle, coşkuyla bekliyorum. Çünkü, yaptığım resimleri beğendiğini dillendiriyor. Bu, sınıf arkadaşım olan oğlu Selçuk’un canını sıkıyor; anlıyorum.

 

Fransızca dersimize Avni Aşık geliyor. Zarif bir genç adam.Nevşehir öğretmenleri arasında en şık olanı. Resmi ders kitabını bir yana bırakıp, bize tümüyle diyaloglardan oluşan yeni bir kitap aldırıyor. Fransızcamız gelişiyor. Yorulmak nedir bilmiyor Trabzonlu Avni Bey. Fransızca bir uygarlık dili ve öğretmenimiz bilgi birikimimize katkı sunuyor.

 

Matematik dersimize Hacı Uğur giriyor. El yazısı o denli güzel ki; imreniyorum. Yalnız sayılar yazmıyor tahtaya. İşlek el yazısıyla tümceler de yazıyor. Hem ciddi, hem güler yüzlü Hacı Bey’i seviyorum. Tahtayı öyle verimli kullanıyor ki, sol üst köşeden başlıyor yazmağa, sağ alt köşede noktayı koyduğu anda dersin bittiğini haber veren zil çalıyor.

 

Gelelim, yazımızın başındaki ad’a… Azime Hanım Öğretmenimize. Küçük boylu genç bir kadın. Elinde daima çanta var. Nevşehirliler yadırgıyor. Çünkü yalnız erkek hocalar çanta taşıyor. Ciddi olduğu kadar sevimli. Masaya çantasını bırakıyor. İçinden kitapları çıkarıyor. Sonra o derste hangi konuyu ele alacağımızı yazıyor. Boyu tahtanın üstüne yetişmediği için, pabuçlarının ucuna basarak yükseliyor.

 

Azime Hanım her gün bize, ders kitabımız dışında, değişik yayınlardan öyküler, şiirler okuyor. Ders kitabını benimsemediğini anlıyoruz. Gerçekten de sevimsiz, iyi parçalar seçilmemiş. Bizde okuma sevgisi uyandırmak için elinden gelen çabayı gösteriyor Öğretmenimiz.

 

13 yaşındayım daha. Neler okuyorum? Gazeteci Ahmet Ağa’nın dükkânından kitap kiralıyorum. Ederi 2.5 TL olan bir kitap için bir günlüğüne 25 kuruş ödüyorum.

 

Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun tüm kitaplarını ardarda okuyorum. Sencivanoğlu, Savcı Bey, Gültekin, Malkoçoğlu, Tek Kollu Kahraman…

 

Bu kitapları okuduğumu Azime Hanım Öğretmenime söylemeğe çekiniyorum.

 

Başka? Esat Mahmut Karakurt’un kitapları: Ankara Ekspresi, Dağları Bekleyen Kız, Allahaısmarladık…

 

Bu kitapları okuduğumu Azime Hanım Öğretmenime söylemeğe çekiniyorum.

 

Başka?: Kerime Nadir… Hıçkırık, Samanyolu, Sonbahar, Funda, Yakamoz…

 

Bu kitapları okuduğumu Azime Hanım Öğretmenime söylemeğe çekiniyorum.

 

Başka?: Oğuz Özdeş’in kitapları… Dağ Başını Duman Almış, Liseli Bir Kız Sevdim.

 

Bu kitapları okuduğumu Azime Hanım Öğretmenime söylemeğe çekiniyorum.

 

Bize bir ödev veriyor Azime Hanım. Köy ya da kent yaşamından, bizi etkileyen bir olayı anlatmamızı istiyor. Yazıp vereceğiz.

 

Ne yazmalı? Bir hafta önce, benden üç yaş küçük kardeşim İlhan, babamın duvarda çiviye asılı tüfeğini, içinde fişek olduğunu bilmeden, horozunu kaldırıp tetik düşürüyor. Gürültü, sarsıntı İlhan’ı etkiliyor. Yere düşüyor. Bayılır gibi oluyor. Anam koşup kaldırıyor onu yerden. Yüzüne su çarpıyor, ayıltıyor. Sonra bir çömlek peyniri yoksul bir komşumuza armağan ediyor. Tüfek patlatma olayından kazasız belasız kurtulduğu için İlhan.

 

Sıradan bir olayı anlatmıştım ve pek de içime sinmemişti. Meğer benim düşündüğüm gibi değilmiş. Yazı içtenlikle yazılmış. Azime Hanım derslikte yazımı okurken ben renkten renge giriyor, utanıyordum. Övgüyle söz etmesinden hoşlanmıştım. Kimi arkadaşlar da kıs kıs gülüyorlardı. Çünkü onların yazdığı “kompozisyon” dikkate değer bulunmamıştı.

 

Bir derste Azime Hanım, çantasından bir kitap çıkardı. Bölüm bölüm okumağa başladı. Feride bir İstanbul kızı. Bursa’nın Zeyniler Köyü ilkçağı yaşıyor. Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını böyle tanıyoruz.

 

O, bizim nitelikli kitaplar okumamızı istiyordu. Abur cubur, Türkçemizi özenli kullanmayan kimi yazarları kıyasıya eleştiriyordu. Şiirler okuyor, sevdiği yazarlardan öyküler aktarıyordu.

 

Çantasında taşıdığı kitapları, dergileri merak ediyordum. Gülümseyerek, bana bakıyor, gösteriyordu onları. Varlık Dergisi, Türk Dili Dergisi, Yeni Ufuklar, İmece…

 

Ahmet Başkurt’un küçük kitapçı dükkânına gidip bakıyordum, acaba öğretmenimin izlediği dergilerden var mı? Azime Hanım benim rehberimdi. Varsa, para durumuma göre bazı dergileri alıp, eve götürüp okuyordum.

 

 

Sürecek…

 

 

Tüm Yazıları»

 

 

Prof. Dr. Emrullah Güney / Bizim Anadolu / 30 Eylül 2019

 

 

Şu haber ve yazılarla da ilgilenebilirsiniz:

 

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share

Leave a Reply