GÖRÜŞLER

 

İnsanın da Evrim Ürünü Olduğunu Darvin'den önce Erzurumlu İbrahim Hakkı Yazmıştı!


Prof. Dr. Özer OZANKAYA

Eğitim kurumlarından "evrim" kuram ve düşüncesini ve bu düşüncenin en seçkin kişiliği olan Darvin'i dışlamakla, bilimsel düşünce yerine dinsel düşünceyi geçirmeğe girişen, böylece gerçekte ussal düşünceyi köreltmeye çalışırken dini de yozlaştıran Milli Eğitim Bakanlığı'na TÜBİTAK da kendisini açık açık ekledi!

Cahillik mi, Türk ulusuna ve İslam dünyasına karşı yüzlerce yıldır beslenen kasıtlı bir kötü niyet mi; hangisi daha ağır basıyor, kesinlikle bilinemez.

Ama kesin olan şu ki, bir cahillikle bir kötü niyet aynı sonucu veriyorsa, aralarında ayrım yapmaya gerek yoktur.

'Milli' özelliğini yitirmiş bulunan Eğitim Bakanlığı ile TÜBİTAK yönetimine, önce Darvin doğmadan 50 yıl önce, 1756'da MARİFETNAME adlı kitabını yazmayı bitiren Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi'nin hem evrim konusunda, hem de sözde dini koruma gerekçesiyle bilimsel yönteme ve nesnel bulgulara karşı çıkma sapkınlığı konusunda yazdıklarını bildirelim; sonra da böyle bir sapkınlığın yol açtığı kötülükler konusunda yaptığı müthiş uyarıyı hatırlatalım:

Önce Osmanlıca aslını sunalım:

"İmtizac-ı anasırdan iptida madeniyat hasıl olup, ondan nebatat peyda olup, ondan hayvanat vücuda gelmiştir ve hayvan kemalini buldukta insan zahir olmuştur..." "... Ve amma hayvanat ile insan arasında mutavassıtların azharı maymundur: zira ki, şearü zenebden maada birun-u derun-u insana müşahibdir".

Evrimi açıklarken de şunları yazıyor: "... mertebe-i hurmadan meratib-i hayvanata uruç edip nice sînin ol meratipte muammer olmuştur. Tâ fiil ve surette insana müşabih olan nesnas ve maymun mertebesin bulmuştur. Ve ol mertebeden dahi uruç edip suret-i insana gelmiştir."

Bir de güzel Türkçe'mize çevirelim :

"Öğelerin uyuşup birleşmesinden ilkin madenler oluşup, ondan bitkiler ortaya çıkıp, ondan hayvanlar ortaya çıkmıştır ve hayvan olgunlaştığında insan ortaya çıkmıştır.. ." "ve ama hayvanlar ile insanlar arasındaki aracıların en belirgini maymundur: çünkü kılı ve kuyruğundan başka dışı ve içi insana benzer..."

Evrimi betimleyici sözleri: "Hurma basamağından türlü hayvanlar basamaklarına yükselip nice yıllar (çağlar, Ö.O.) o basamaklarda yaşam sürmüştür. Tâ, davranım ve biçim olarak insana benzeyen nesnas ve maymun basamağını bulmuştur. Ve o basamaktan da yükselerek insan biçimine gelmiştir." Mârifetnâme, Bulak Basımevi, Mısır, 1835. s. 28, 29.

Milli Eğitim Bakanlığı ile TÜBİTAK'ın bugün yaptığı gibi, 1970'lerde de Mârifetnâme'yi bugünkü abeceye ve Türkçe'ye aktaranlar, yukarıdaki bölümleri ve başka kimi bölümleri çıkararak bastılar! Yani kitap makaslanarak basıldı!

Oysa İbrahim Hakkı Efendi'nin kendisi, bilimin baskı altına alınmasına karşı, bu olaydan tam 221 yıl önce, aynı kitabında şu bilimsel yöntem uyarısını da yapmıştı:

"Ol kimse ki bu makule umuru iptalde münazarayı levazım-ı diniyeden zanneder, ol kimse taz'if ve tevhin ve cinayet aleddin etmiş olur. Zira ki umur-u mezkûrenin vukuuna berahin-i hendesiye ve hesabiye delalet eder. Bir kimse ki ona muttali olup tahkikine kadir olur ve sebebinden ve vaktinden ve miktarından ve müddet-i bekasından haber verir, ona denilse ki bu şer'-i şerife muhaliftir ol yakîn üzre istidlal eylediği emirde şüphe etmez, belki şer'-i şerifte istişkâl eder ki yakîne muhalifüşşer nice olur? deyu tevcihe başlar. Pes şer'-i şerife yoluyla ta'nedenlerin zararından, yolsuz nusret edenlerin zararı ekserdir."

Türkçe'si şu: "Bu tür işleri (bu kitapta açıklanan doğa ve insan olgularını, Ö.O.) çürütmek için tartışmayı dinin gereği sanan kimse, dini zayıflatmış, değersizleştirmiş ve dine karşı cinayet işlemiş olur. Çünkü söz konusu edilen olayların gerçekten olduğunu hendese ve hesap kanıtları gösterir. Bunu öğrenip doğrulamasını yapabilen ve nedenini, zamanını, tutarını ve süresini bildiren kimseye bunun dine aykırı olduğu söylenecek olursa, o kişi akıl yoluyla çıkardığı sonuçtan kuşkulanmaz, belki dinden kuşkuya düşerek: "akla aykırı din nasıl olur?" diye sormaya başlar. Dine yolu yordamıyla eleştiri getirenlerin verdiği zarara göre, dine yanlış biçimde yardımcı olanların verdiği zarar daha çoktur." Mârifetnâme, s. 45.)

Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, kitabındaki bu görüşlerinden dolayı ne baskıya uğradı, ne de kitabı yasaklandı.

Tersine, Türk halkı, O'nu, asıl olarak peygamberler, pek seyrek olarak da çok yüksek değer verdiği kişilikler için kullandığı bir sanla, "Hazretleri" sanıyla anmış ve benimsemiştir. Evet, halk arasında söylenen biçimiyle tam adı, ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI EFENDİ HAZRETLERİ'dir!

Milli Eğitim Bakanlığıyla TÜBİTAK'ın ve onları bu yola yöneltenlerin, akla baskı ve düşünceye yasak getiren tutumlarıyla, Türk ulusuna ve İslam dinine ne yıkıcı zararlar verdiğini anlatmak için, onların Atatürk'ü okumak ve dinlemek istemeyeceklerini kestirebildiğim için, yine yaklaşık üç yüzyıl önce, Türk ve İslam dünyasına ilk kez basım makinesini getirebilmiş olan İbrahim Müteferrika'nın, TOPLUMLARIN YÖNETİMİNDE BİLİMSEL YÖNTEM (USUL-ÜL HİKEM Fİ NİZAM-IL ÜMEM) adlı kitabından şu paragraflarla anlatalım:

"Bütünüyle Hıristiyan milletlerin, .. durumlarının düzeni için gerekli kuralları dinsel kitaplarında bulunmayıp, devletlerinin şimdiki düzeni hemen bir alay akıl yapısı kurallara dayandırılıp, cihad ve gaza için öte dünyada ödül ve karşılık beklemek gibi bir düşünceleri yoktur.." "akıl ürünü yasa ve kuralları ile ordularını öylesine bir sıkıdüzen altına almışlar ve boyun eğdirmişlerdir ki, binlerce askeri hemen bir sözle savaş mezbahasına yedebilmektedirler."

"Moskof keferesi içinde de bir akıllı ve bilge Çar ortaya çıkıp öteki halkların durumlarını ve ordu düzen ve yönetimini ve insanları yönetmeğe ilişkin kural ve yasalarını araştırıp incelemiş, savaş tekniklerinin gereklerine değer veren ve bu bilimde becerili ustaları başka ülkelerden kandırıp getirtmiş, onların görüş, önlem ve yardımlarıyla askerini düzene koymaya başlamış ve az zamanda .. büyük Hıristiyan kırallarının askerlerine karşı koyabilecek durumda ve aynı düzeyde düzenli ordu ortaya çıkarıp her yönde güç elde etmiştir."

"İslam halkları ise, adı geçen halkların durumu karşısında tümden aymazlık, aldırışsızlık ve dikkatsizlik içinde, onların ülkemize yaklaşmasını ve kırallarıyla sultanlarının durumlarının özünü anlama önemli işinden tümden yüz çevrilmiş, katıksız yobazlık yeğlenmiş ve cahil kalmakta diretilmiştir."

TÜBİTAK'ın, Milli Eğitim Bakanlığının … tutumları, neredeyse 300 yıl önce İbrahim Hakkı Efendi'nin "aklı başkaldırıya itici" bulduğu, Müteferrika'nın da acıyarak eleştirdiği nitelikte değil midir?


Mart 2009