SÖYLEŞİ

 

Moda dünyasında radikal çıkışlarla kendinden söz ettiren Barbaros Şansal özel olarak Bizim Anadolu'ya konuştu

'Terzi yamağı' Barbaros Şansal'la Atlantik ötesi sıradışı bir söyleşi

Arkadaşım Barbaros Şansal ile canlı telefon söyleşisi yapacağım biraz sonra. Hakkında bildiklerimi aklımdan geçirirken bir anda yazıya dökmeye başladım.

Önce şunu belirtmeme izin verin. Barbaros Şansal, benim çok sevgili bir arkadaşımdır. Barbaros'la söyleşi yapmak gündeme geldiğinde, özel hayatına dair hiç bir soru sormayacağımı bildiği için beni kırmadı ve böylece Bizim Anadolu'ya röportaj vermeyi kabul etti. Bunun okurlarca bilinmesini istedim.

 

Barbaros Şansal için söylenecek fazla bir söz yok aslında. ÇILGIN DEHA kelimesi onun için en uygun tanımlama olur diyecek kadar Türk halkı, yaratıcılığına, zekâsına hayran; ve doğal olarak şapka çıkarıyorlar. Her Deha biraz çılgın değil midir zaten? İleti üzerine ileti veriyor. Bazen gelişmemiş bir demokrasi yönetiminin kancasına takılıyor. Türk dilindeki esnekliği ve geniş dağarcığıyla kullandığı kelimeler HaberTürk'teki meşhur "Toplu İğne" programının kapatılmasına neden olabiliyor. Bu kadar hayranlık şımartmıyor mu dersiniz bu ünlü modacıyı? Hani Türkiye burası... Barbaros'u değil. O sokakta yaşlı bir teyze ile sarmaş dolaş konuşabilen, Dubai'de Cumhurbaşkanı ile protokol yemeğinde veya Emir ile yan yana sohbet ederken deklanşöre basılıyor; aynı zamanda sokak çocukları ve mendilci kızlarla gülüşüp kaynaşabilen bir yürek. İçimizden biri. Kendini eleştirecek kadar frekansları sağlam, özgüveni ise sonsuz. Hatta korkutucu derecede. E-mail adresi 'yamak' diye başlayan ve bu olgu ile bağdaşmış, kendisini ifade ve kişisel özgürlüklerine aşırı düşkün, mütevazı ve her gününü sosyal projelere adamış, yüksek IQ'su ve yüreği ile Türkiye ortamındaki yanlışları kâh çatal diliyle düzeltmeye, çoğu zaman da ortalığı karıştırıp düşündürmeye adamış bir kişilik.

Bakmışsınız, Alexander Dumas'ın romanından fırlamış tek başına üç silahşorlar olmuş; 9 kimsesiz çocuğa Beyoğlu Kaymakamlığı işbirliğiyle kalacak yer ve sıcak birer tas çorba sağlıyor ya da bir İspanyol matadoru eda ve kıyafeti ile 'cat walk'a çıkıp gösteriden sonra Filistin bayrağı veya Greenpeace nükleer santral protestosu ile kocaman bir yeşil pano mankenlerin arkasında açılıyor. Hani bizim, Amerika'da, Kanada'da alışık olduğumuz gönüllü ünlülerin değişik bir biçimi. Bir Bono, bir Geldof, Audrey Hepburn zihniyetiyle hareket eden, kendi çapında bir Cervantes, şair, hicivlerle konuşup akıllarda iz bırakmayı seven; artık yarım asırı geride bırakmış, ama hâlâ çılgın bir çocuk, delikanlı. 70'li yılların müziği, dostluğu, 80 yılların disko cıstaklığı ve 90'lı yılların patlama teknolojisini, her şeyi beraberinde yansıtıyor sanki. Dağarcığı, belleği her telden çalan bir enstrüman misali. Bu derece irtifaya çıkacağı bilinmeden, çift cinsiyetli zekâ ile hayata bakmak zorunda doğmuş, 1950 yılının Ankara'sında. Burjuva bir ailenin, mühendis bir babanın oğlu. Çeşitli eğitim kurumlarında içinde bulunduğu şartlar nedeniyle macera dolu, eklektik öğrenim yıllarını tamamlarken (Şişli Özel Dost İlkokulu, İstanbul Alman Lisesi, İzmir Fatih koleji, İstanbul Vefa Lisesi, Maltepe Lisesi, Fenerbahçe Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi), Vakko gibi kurumların yaratıcı bölümlerinde görev sürdürdü. Moda ve yaratıcı çalışmalarını Türkiye'nin ilk moda eğitim stüdyosunu kurarak devam ettirdi.

80'li yılların başında artık kreatörlük yaşam biçimini şekillendirirken, ülkenin siyasi belirsizliği ve darbe yüzünden 9 sene yaşayacağı Londra'ya yerleşir Barbaros Şansal. Şu anda Yıldırım Mayruk Moda Tasarım Ltd. Şirketi'nin ortağı ve gençlik iksiri. Botanik, kültür ve sanat düşkünü olup her türlü bilgiye, sevgiye aç ve hayran. İngilizce, Almanca okuyup yazıyor, Fransızca haberleşebiliyor; ama en önemlisi gelişmiş bir Türkçe hakimiyetine sahip. Yazdığı roman "Üçüncü Sınıf Hamur kâğıda Matbaa Mürekkebi Hayatlar" gerçekten üçüncü sınıf kâğıda basılmış, Tatlı Cadı'nın sihir kitabı sanki. Her yaprağı çevirdikçe kelimeler okuyucuyu içine çekiyor. Sihirleri öğrenebilmek için her gün bir sayfa, tartıp karıştırarak, Türkçe, tarih, felsefe, biyografi, şiir, kimya, kesinlikle fizik, felsefe, sosyoloji ve tekrar ağır mantık ve felsefe... Ve tabii ki Barbaros'un meşhur kara mizahı. Tulumba.com'dan ısmarlayabiliyorsunuz. 17.99 $ ve % 100 geri dönüşümlü olan bir kâğıt. Ders kitaplarının aksine bir sürü şaheser Barbaros Şansal fotoğrafları. Çoğu Okan Bayülgen imzalı.

Kitabından bir iki şiir satırları:

İnce belli düşlerin, Pera kaldırımlarındaki gri gölgelerinin güneş ışıltıları ile kucaklaştığı,
Gecenin her mavisinin ve kara bulutların ay berisindeki ışığında tutkuların en kırmızısına yazdığı sonatlarla öpüşünü…..

Başka bir şiir:
"Siz dikişten ne anlarsınız?
Dikilmiş hayatların yırtılmış kenarlarını mı acaba?
Nakış nakış mıydı çekilen o arabesk gazinoların rehavet acıları,
Teyel ipliği ile mi dikildik yoksa biz bu kör toplumda
Nar ekşili pilava portakallı hindiler değil hanımlar beyler
Ben dike dike bugünlere geldim…
Diktiler düşüncelerimi, pastalda can Verdi hayallerim, siz bunu anlar mısınız?
Hıristodan değil sürfileden saklı duygularım artık nasırlı koynumda.
Sevişerek soyarak ya da giydirerek değil hanımlar beyler
Ben dike dike bugünlere geldim."

 

- FT: Türkiye'nin gelmiş geçmiş en ünlü modacısı yanında moda tasarımcısı, kendi tabiriniz ile terzi yamaklığına nasıl başladınız?
B.S: Yıldırım bey ile tanışmamız sabaha karşı bir ana bulvarda sokakta yalnız yalnız dolaşırken oldu. Harbiye Ordu evi önü, Cumhuriyet Caddesi. Böyle başlayan bir dostluk oldu. Aslında ben sektöre 30 yıl önce girmiştim. Yıldırım bey 40 yılı aşan çok büyük tecrübe ve ustadır. Atölye kavramından geliyor. Çok nazik bir beyefendidir. Dünyadaki yaşayan beş altı drape ustasından biridir. İTÜ, New York FIT ile yüksek öğrenim moda programı uyguluyordu geçenlerde; tam karşı caddelerinde biz olduğumuz halde Hindistan'dan Drape ustası bulmaya çalışıyorlar. Var mı böyle bir şey?

F. T: Peki haberleri mi yoktu?
B.S. Haberleri vardı. Fark etmiyor bizim için. Kurumlar kalıcıdır ama şahıslar geçicidir. Türk Cumhuriyetinin kurumları vardır ve bunlar işler. Cumhuriyetin kalbi atar, her iktidar her süreç moda gibi, yani kışın yünlü, yazın ipekli giyilir ama, maalesef dünya polyester çöplüğü. Bu gidişle çıplak kalacağız bu gezegende.

F.T. Ha ha ha… Süpersiniz.
B.S. Dünya Sağlık Örgütü'nü takip ediyorum bir yandan aynı zamanda, çünkü Alzheimer Vakfının Türkiye gönüllü sözcüsüyüm. Rita Haywort'ın kızına 100. Yıl Kongresi için gala yaptık. *

* New York ve Şikago'da gerçekleştirilen Alzheimer Vakfı'nın en önemli dayanışma gecesi yıllık Rita Hayworth Galasıdır. Hayworth'ın kızı, Prenses Yasmin Ağa Han etkinliğiklerin ev sahipliğini yapıyor. Bu galalar sayesinde 1985 yılından bu yana dernek için 42 milyondan fazla yardım toplandı.
B.S. Moda insanların cinsel, fiziksel, dinsel, kültürel ekonomik bir sosyal olgusu. Ustamızın da sadece terzi olduğu düşünülüyordu. Terzi meslektir, Kuturiyet. Adı üstünde. Biz de işte onun yanında yetişiyoruz.

F.T. Çok düzgün ve hızlı konuşuyorsunuz. Bazen size yetişmek, anlamak mümkün olmuyor. Hatta enteresan kelimeler kullanıyorsunuz. Çok kitap okuyor musunuz?
B.S. Eskiden çok okurdum. Ama artık okuyamıyorum. Artık işleri dikmeye başladım. Ukalalık yapmayacağım ama, Türkçe'ye galiba vahşi kısrak muamelesi yapıyorum. Kendi dilimde sevişip düşmanımın dilinde konuşabiliyorum.

F.T. Bu lafların literatüre geçmesi lazım.
B.S. En iyisi Facebook'ta yayınlayın. Yakında yeni kitabımı patlıcan moru renginde, kavun kokulu olacak. Kitabı koklayıp alın diyeceğim.

F.T. Ha ha ha… En son 'facebook' hicviniz.
"Gelir oturur çöreklenir bazen yaşam ilmek ilmek
Neye yarıyor ki oturup uzun uzun düşünmek
Kiminin boynuna ilmek kiminin sehpasına böcek
Sağıların vargılarında yemekteyiz hayalidir baklava börek"

F.T. Sınır da tanımıyorsunuz. Sivri dilli diyorlar. Tabii ben buna katılmıyorum. Zekânızla, samimiyetin karışımı korkusuz, sınırsız; yürekli mi demek lazım?
B.S. İki manalı. Çift cinsiyetli bir zekâyla.

F.T. Kitabınızdaki son dip not'u okuyorum.
"Sözü süzmenin manası yok. Özünde nasıl olsa rafine edilemiyor. Sızınca nedense daha lezzetli."

B.S. Ha ha ha…. Sızınca lezzetli.

F.T. Bir üniversiteye profesör olmayı düşündünüz mü?
B.S. Estağfurullah. Bizim memleketimizdeki nalınlı ve bazı altılı ganyan profesörlerimiz varken.

F.T. Yok canım, haksızlık etmeyin. Buralarda öyle değil mesela.
B.S. Aslında ironi olarak söyledim. Özür dilerim. Çok değerli profesörler var tabii. Ama bizdekilerin bazıları hâlâ alafranga yerine alaturka helaya gidiyor.

F.T. Mecazi anlamda olsun bu son cümle…. Küresel organizasyonların yanı sıra durmak bilmeden eğitim vermek üzere yaratıcı stratejiler oluşturmaya çalıştığınızı biliyoruz. Neler yapıyorsunuz, en önemlisi ne tür sonuçlar bekliyorsunuz?
B.S. Şimdi neler yapabiliyorum? Tek başınıza muhalefet ediyorsanız organize olmadığınız müddetçe tehlike temsil etmezsiniz organize kişiler tarafından. Hani 'delidir, ne yapsa yeridir' der geçerler. Ben biraz da bu stratejiyi kullanıyorum sanırım. Elli yaşından sonra daha doğru algılamaya başladım. Şimdi bir film projem var. Tek başıma oynayacağım; ölüm ile yaşam arasında taşınan bir adamın hikâyesi. Bir tiyatro oyunu yazdım Müge Gürman ile. 'Fitting Room' adı. Değişik bir hikâye ve bir ironi aslında. Demirel'in 100 milyonluk Türkiye hayali. Şimdi neden ben oturup etek boyuna defile, dans, müzik, manken, votka, transparan.. Ama benim çalıştığım mankenlerden birisi Katucka, Seine nehrinde ölü bulundu. ayrıca benim çok yakın bir dostumdu. Şimdi milli olmadan milletlerarası olamazsınız. Önce yerel olmak gerekir.

F.T. (Dip Not: 1 Mart 2008'de 47 yaşında ölü bulunan Katucka Yves Saint Laurent mankeni, aslen Guyanalı. 17 yaşından beri Fransa'da yaşıyor ve memleketindeki kızların sünnetine karşı çıkan kampanyalar yapıyordu.)
B.S.Yerel olmak için de, ben ülkemde gördüğüm kültürü bir terzi olarak, bir yaratıcı olarak önce doğru yansıtmam gerektiğini düşünüyorum. Evet, anlaşılması zor bir Türkçe kullanıyorum bazen. Ama bu dili bu ülkede biraz daha anlaşılır kullanırsam, benim dilimi gerçekten keserler. Ha ha ha..

F. T. Evet.
B.S. Ama bir hata yapmış olurlar. Kökünden kesemezler. Sadece budamış olur budalalar. Daha fazla kök çıkarırım ben onlara.

F. T. Arkanızdan bir sürü gençler gelecek diye düşünüyor musunuz? O yansıma halihazırda var zaten.
B.S. İnşallah.

F. T. Sosyal projelerde değişik "cat walk" imajları ile protestolu moda gösterileriniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?
B.S. Evet. 2023'e hikâyeler. Yani Cumhuriyetin 100. yüzüncü yılına kadar sürmesi hedeflenen çağdaş, global alımlı, güncel Türk kadınının güncel formatını popüler belgeleri ile arşivleyen bir zincir bu. Onuncu yılındayız. Ve yirminci defileye, 'republikaya' hazırlıyoruz. Her seferinde sosyal, tezat ve çevre faktörünü irdeleyen bir tema üzerine sunulur bu koleksiyonlar bizim moda laboratuvarında. Mesela Bağdat'ın düştüğü 11 Nisan'daki moda gösterimizin adı 'Assylum'du ve mülteci sorununu anlatıyordu. Siyah burma ağaçlarındandı dekorasyon ve çalıştığım bütün mankenler Senegal'den, Fildişi Sahillerinden tutun da, Tonga'ya kadar mülteci mankenlerdi. Ama Bağdat'ı ben düşürmedim…. Ha ha ha…

Yani insana mesajların doğru kutularda doğru ambalajlarda verilmesi lazım. Öne çıkıp kürkün üzerine boya atmakla değil. Düşünmeye zorlayarak, hatta 'kontrast' yaratarak. Kalıcı işler olacağına inandığım için bu tür stratejilere giriyorum.

F. T. Yıldırım bey son derece sükunetli ve beyefendi; siz deliliğinizi nasıl yorumluyorsunuz?
B.S. Biri iyi, biri kötü polis. Ha ha ha…

F.T. Eski günlerden en çok neleri özlüyorsunuz?
B. S. Ahlak ve Erdem.

F.T. Moda sektöründe küçük beden pazarlama aldatmacası lafınızı biraz açar mısın?
B.S. Bedenler küçüldükçe sömüren bedenler şişmanlıyor. Ayrıca bir tasarımcı olarak "O" bedene karşı olduğumu ve hoş bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Biz mısır korkuluğuna kıyafet dikmiyoruz. Yuvarlak hatlarıyla kadına kıyafet dikiyoruz. Ama bir pazarlama unsuru olarak 'photoshop'larla, çeşitli taktiklerle dudaklar kalın, kaşlar kalkık, falan gösteriliyor.

SÜRECEK

Filiz Tümer / Bizim Anadolu

Şubat 2009