GÜNCEL HABER


"Renkli Taşların Siyah Gölgesi" ve Altuğ Çakmakçı

BİROL UZUNMEHMETOĞLU

Altuğ Çakmakçı'nın ikinci romanı "Renkli Taşların Siyah Gölgesi" 2009'un ilk ayında piyasaya çıktı. Biz de Altuğ Çakmakçı ile yeni yayımlanan kitabı üzerine konuştuk.

- "Renkli Taşların Siyah Gölgesi" ikinci romanınız. Bu romanın fikri nasıl oluştu?
- Cevat Çapan'ın bir söyleşisine katılmıştım. Cevat Bey, Fernando Pessoa'nın farklı kimliklerini anlatırken birden zihnimde gerçekte yaşamamış birinin hikâyesi nasıl yazılır diye bir soru oluştu. Hikâyeyi ise bu karakterin etrafında kurgulamak pek güç olmadı.

- Romanın ilk bölümünün iki başlığı var.
- "Renkli Taşların Siyah Gölgesi"
nde bir hikâyeyi iki farklı yönden anlatmayı denedim. İlk bölümün başlıkları da buna işaret ediyor. Dikkati okuyucu daha ilk cümleden bütün kitap boyunca başına gelebilecekleri tahmin edebilir. Romanda ayrıca dille ilgili ufak oyunlar oynadım. Elimden geldiğince kullanılan dili hikâyenin geçtiği dönemlere yakınlaştırmaya gayret ettim. Bazen metni okurken kulağımda eski Türk filmlerinin replikleri çınlamıyor değildi. Kitapta her bölümün başına olayların geçtiği yılı yazmayı ihmal etmedik. Ancak yine dikkati okuyucu bu tarihlere bakmadan sırf okuduklarından yaşanan dönemi kolaylıkla algılayabilecektir.

- Kitapta darbe dönemlerine geri dönüşler var.
- Ben ilk gençliğimi 80 öncesinde yaşadım. 12 Eylül darbesi sırasında henüz olanları algılayamayacak kadar küçüktüm. Sanırım bu yüzden hep geriye dönüp Türkiye'nin yakın geçmişini anlamaya gayret ediyorum. Bu bir açığa çıkarma işlevi de değil. Sadece o dönemi yazmış olmanın rahatlığıyla tatmin oluyorum.

- Sadece 80 dönemi değil, 60 ihtilali de kitapta konu ediliyor.
- Bir bakıma. Aslında hikâye her iki dönemden de bağımsız. Ancak her ikisini de zemin olarak kullanıyor. 60 dönemi elbette benim için daha yabancıydı. Daha çok okumam, daha çok araştırmam gerekti. Türkiye'nin yakın geçmişini ilgilendiren bu iki önemli hadise ile ilgili gayri resmi çok az kaynak bulabilmek beni bir hayli şaşırttı. Türkiye'de yaşayan büyük bir çoğunluğun yakın geçmişinden bihaber olmasını pek garipsememek gerek.

- "Renkli Taşların Siyah Gölgesi" siyasi bir roman mı?
- Hayır, tam tersine. Kitabı okuyanlar bahsi geçen ve ideolojilerin bugüne göre daha baskın olduğu dönemleri anlatan bu hikâyenin aksine apolitik olduğunu göreceklerdir. Zaten yazmaktaki tek amacım edebi bir metin üretmek. Forster'in dediği gibi roman sonuçta içinde mecburen bir hikâye bulunduran uzun bir metin. Hatta bu romanı belli bir kategoriye sokmakta da güçlük çekiyorum. Kimi okur bu kitabın bir aşk romanı olduğunu da söyleyebilir, bir cinayet romanı olduğunu da. Her ikisi de yeterince doğrudur.

- İlk romanınız ile "Renkli Taşların Siyah Gölgesi"ni karşılaştırıyor musunuz?
- İster istemez. "Şimdiki Zamanın Tarihi" bir ilk roman. Onu hep ayrı bir kademede değerlendireceğim. "Şimdiki Zamanın Tarihi"ni çok severek yazmıştım ve hâlâ elime geçtiğinde severek okuyorum. İlk romanlar hep yüklü olur. O zamana kadar biriktirdiğinizin çoğunu tüketir. Herhalde bu yüzden de ilk romanlar hep ilk göz ağrısı olma özelliğini kıymetle korur. Yine de ben "Renkli Taşların Siyah Gölgesi"nin hakkını yemeyeceğim. "Renkli Taşların Siyah Gölgesi", "Şimdiki Zamanın Tarihi" kadar didaktik değil. Daha kolay okunuyor ve okuyucuyu daha hızlı içine alıyor. "Şimdiki Zamanın Tarihi" okuyucudan daha fazla çaba sarf etmesini istiyordu, ama mükafatı da -bence- ona göreydi. "Renkli Taşların Siyah Gölgesi"nin değerlendirmesini ise şimdilik okura bırakıyorum.

- Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı?
- Yazmaya ara vermiyorum ve hep bir proje ile yaşıyorum. Şu sıralar üzerinde çalıştığım bir proje var. Öncekilerden farkı bu kez İngilizce yazmaya çalışıyor olmam. Kanada'da Türk edebiyatı pek iyi tanınmıyor. Burada bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Edebi yönde de üreten bir ulus olduğumuzu göstermemiz lazım. Orhan Pamuk'un Nobel ödülü Türk edebiyatı için bir doruk değil, bir başlangıç noktası olmalı.

Şubat 2009