GÜNCEL HABER



Anayasa Mahkemesi, türban davasının gerekçeli kararında TBMM'nin de değiştiremeyeceği hükümlere dikkat çekti.


Türbanda son nokta: Laikliğe aykırı!


AKP ve MHP'nin türbanı üniversiteye sokmak için yaptıkları anayasa değişikliğini, din istismarı ve dinin siyasete alet edilmesi olarak değerlendiren Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, "Taşınan dinsel simgenin başkalarının üzerinde yaratacağı baskı ve olası eğitim aksamaları ile kamu düzeninin bozulması karşısında, üniversite yönetimlerinin ve kamu kurumlarının müdahalesine olanak verilmemesi, herkesin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasını engelleyebilecektir" denildi.

ANKARA - Anayasa Mahkemesi, CHP ve DSP milletvekillerinin başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin "iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması" istemiyle açtığı davada, "9 Şubat 2008 günlü 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun'un 1. ve 2. maddelerini, Anayasa'nın 2, 4. ve 148. maddelerini gözeterek" iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştu. Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.

Gerekçeli kararda, Anayasa'nın laiklik ilkesine aykırı olarak hazırlanan türban düzenlemesinin siyasi dinsel hedefler taşıdığı vurgulandı. Toplumda kutuplaşmayı artıracağı ifade edilen düzenlemenin, Anayasa'nın temel ilkelerine de açık aykırılıklar taşıdığı vurgulandı.

Kararda şöyle denildi: "Dini amaçlı örtünmeye dayalı bir düzenleme, bu kıyafetlerin siyasi simge olarak kullanılması yoluyla inanan-inanmayan, örtünen-örtünmeyen, Müslüman olan-olmayanların birbirleri üzerinde baskı kurmalarına ve çatışmalara neden olabilir. Kişiler türban takmaya kendilerini mecbur hissedebilir, bu da din ve vicdan özgürlüğü ile bağdaşmaz. Egemenliğin ulusta olduğu bir devlet düzeninde tanrısal buyruklara dayalı ilahi istenç arasında ilişki kurulamaz.

Çağdaş hukuk düzeninde egemenlik insana dayanır. Ulusal devlette bu tür düzenleme olmaz. Hukuksal düzenlemeler dünya işidir, din işi değildir, yasalar dinsel temellere oturtulamaz. Özgürlükleri yıkmak için özgürlüklerden yararlanılması düşünülemez. Laiklikle bağdaşmayan özgürlük savunulamaz ve korunamaz. Laikliğin korunması için getirilen yasaları hiçe saymak olanaksızdır. Türban laik bilim ortamı ile bağdaşmaz."

Yüksek Mahkeme içtihat niteliğindeki kararında Anayasa değişikliklerinde yetki tartışmasına da son noktayı koyarak yapılan düzenleme cumhuriyetin temel niteliklerine aykırıysa esasa girilebileceğini açıkladı.

Kararda, şu ifadelere yer verildi: "Yasa koyucunun anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerine aykırı düzenlemeler yapması Anayasa'ya ağır ve açık tecavüzdür… Bu tür bir yetki tecavüzü taşıyan işlem hukuken yok hükmündedir. Bu yokluğun tespiti tüm yargı organlarının doğal yetki alanı içindedir.."

Başkan Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı'nın karşı oy yazılarında ise yüksek mahkemenin yetki aşımı yaptığı belirtildi.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve üye Sacit Adalı'nın karşı oy yazılarında ise yüksek mahkemenin yetki aşımı yaptığı belirtildi. Karşı oy yazısında şöyle denildi: "Değişikliğin anayasanın laiklik ilkesine aykırılık taşıdığı son derece zorlama bir yorumdur. Mahkemenin içtihat niteliğindeki bu kararı ile bundan sonra, yüksek mahkemenin farklı yorumlayacağı gerekçesi ile hiçbir anayasa değişikliği yapılmayacak, teklif edilmeyecek, akla dahi getirilmeyecektir. Bırakın Anayasa'yı değiştirmeyi, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç maddeyi bulacaktır. Anayasanın yeniden hazırlanmasında yalnızca asli kurucu iktidarın olacak, tali iktidardan hiç bahsedilmeyecektir."

Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği değişiklikle Anayasa'nın, "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinin son fıkrasına, "... ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında" ibaresi eklenmişti.

Bu değişiklikle madde, "Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır" haline gelmişti.

Anayasa'nın, "Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi" başlıklı 42. maddesine ise "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir" şeklinde yeni bir fıkra eklenmişti.


Ekim 2008