HABER



Kanada'da yayınlanan haftalık siyasi dergi MacLean's Türkiye'de laik ve İslamcıların para için mi kapıştığını sordu.

"Tarikatlar Mafya Gibi"


ÖMER F. ÖZEN

Adnan R. Khan imzasıyla 'Türkiye'nin Gölge Dünyası' üst başlığıyla yayınlanan ve Ergenekon adıyla bilinen davayla AKP'nin kapatılma davasının masaya yatırıldığı yazıda yazar, 'aşırı milliyetçi' asker ve siyasetçilerden oluşan gölge bir grubun, demokratik biçimde seçilen AKP iktidarını devirmeye çalıştığını, emekli bir amiralin ele geçirilen günlüklerinden 2009'da bir darbenin tasarlandığı savlarına karşılık, hükümetin sürpriz bir hamleyle içinde yazar ve aydınların da bulunduğu düzinelerce kişiyi tutuklattığını ve Türk siyasi yaşamına yeniden 'derin devlet' tartışmalarının girdiğini bildirdi.

"Buna yanıt olarak Kemal Atatürk'ten kaynaklanan Türk devletinin tartışılmaz ilkelerinden aşırı laikliği savunan aşırı milliyetçilerin, AKP'yi kapatmak için Anayasa Mahkemesi'nde dava açtıklarını" savlayan yazar, "AKP'nin ise aşırı milliyetçileri Ergenekon adıyla bir 'derin devlet'i yönetmekle suçladığını" yazdı.

"Anayasa Mahkemesi'nce AKP'nin geleceğinin belirleneceği açıklamaya saatler kala, 27 Temmuz'da İstanbul Güngören'deki patlayan bombaların gerilimi yükselttiğini" bildiren MacLean's yazarı Adnan R. Khan, söz konusu patlamaların "2003 Kasım'ından bu yana en korkunç patlama olduğunu, 17 ölünün yanında 150 kişinin yaralandığını, soruşturmacıların bombalamalardan bölücü Kürtlerin sorumlu olduğunu, ancak bir çok yorumcunun Ergenekon'un işi olduğunu belirttiğini" söyledi.

Kanada'nın en etkili haftalık siyasi dergilerinden sayılan MacLean's, AKP'nin Anayasa Mahkemesi'nce bir oy farkla kapatılmadığına da yer verdiği yazıda, 68'lilerden Ertuğrul Kürkçü'nün "AKP'nin Taliban biçimi bir İslamcı devlet yaratmaya çalışmadığını, ancak buna karşın İslamcı değerleri topluma şırınga ettiğini" söylediğini bildiren Adnan R. Khan, Kürkçü'nün, "Bu arada 6 yıldır AKP'nin iktidarda olmasına karşın Türkiye'nin laik kaldığını ve Avrupa sosyal yaşam ölçütlerine daha çok kaydığını" belirttiğini, dolayısıyla iktidar savaşının dinci muhafazakârlarla aşırı milliyetçiler arasında ideolojik olmaktan çok ekonomik olduğuna ve sonunda olayın para olduğuna dikkat çekiyor.

MacLean's, AKP'nin iktidara gelmesinden sonra bir ekonomik patlamanın yaşandığını, AB'ye girmek için görüşmelere başlanmasıyla yabancı sermayeye kapıların açıldığını, bu arada Middle East Quarterly adlı dergiye gönderme yaparak, bu derginin İslamcı iş sektörünün tüm Türkiye boyutunda büyüdüğünü ve bunun da AKP sayesinde olduğunu yazdığını bildiriyor.

"Düzensiz ekonomi modeliyle olanaklar AKP'ye yakın işadamlarının eline veriliyor"

Adnan R. Khan yazısında özetle şunları söyledi: "Kendilerine Anadolu Kaplanları adını veren bu İslamcı işadamlarının başını çektiği sektör, Orta Anadolu'da dinciliğin kalbinde karargâh kurmuş durumda. Ve görünen o ki, Türkiye'nin ekonomik geleceğini ellerinde tutuyorlar. Boğaziçi Üniversitesi'nden ekonomist Prof. Ayşe Buğra şöyle diyor: 'AKP'nin değiştirmiş olduğu ekonomik bir boyut var ki, uygulanan bu girişim tamamen düzensiz bir serbest ekonomi modeli. Bu da şu demek; önemli biçimde anapara girişi ve açılan yollar, AKP'ye yakın bu yeni işadamlarının eline veriliyor.'

Peki İslamcılığa gönderme yapan ve adına "yeşil para" denilen bu para nereden geliyor?

Bir çok tez öne sürülüyor. Middle East Quarterly bunun önemli bir kaynağının Suudi yatırımcılar olduğunu bildiriyor. 11 Eylül saldırılarını izleyen ilk yıl Suudi yatırımcılar ABD'nin tuttuğu 100'le 200 milyar dolar arası parayı başka yerlere çekti. Bu başka yerlere yapılan yatırımlardan 20 milyar dolarının Türkiye'nin resmi olmayan ekonomisine gittiğini; geniş ağları bulunan İslamcı vakıfların, İslamcı işadamlarının ve AKP'nin kasalarının da bunun içinde olduğu söylentileri var. Bu, özellikle AKP'nin bazı gözde tasarılarını da gerçekleştirmesine yardımcı oldu; örneğin bunlardan biri ücretsiz dağıtılan okul kitapları ve bazı tüketim maddelerinden vergi indirimi gibi...

Ancak, bir kısım karanlık dünya ve gölge ekonomiyle iş yapmak Türkiye'de yeni değil. Adının yazılmaması koşuluyla konuşan, Türkiye'de yeraltı dünyasıyla geniş bağlantısı olan bir Kürt Mafya lideri, "Ne zaman yeni bir hükümet gelse durum aynı olur" diyor. "Resmi olmayan ekonominin denetimi insanlara güç getirir. Bu hep böyle oldu". Dolayısıyla 2003'te 83 milyar ABD doları olarak tahmin edilen Türkiye'nin resmi olmayan ekonomisinin 'yeşillenmesi', güçlenen dinci grubun aşırı milliyetçi laikleri oyunun dışında tutmasını sağladı; aynı zamanda büyük olasılıkla AKP de rakipleriyle birlikte olan mafyayı vurdu.

"Gündemlerinde Türkiye'yi İslami Aile Şirketine Dönüştürmek Var!"

Bazı Türkler için bu yeni grup daha önce olmadığı ölçüde yeni ve güçlü yeraltı İslamcı bir grup. "Türk siyaseti hep bir mafya gibi işledi" diyor Türkiye'deki İslamcı tarikatlarla çok yakın ilişkileri olan bir yazar. Tarikatların kendileri bile mafya gibi çalışıyorlar. Uyuşturuculuk ya da kaçakçılık gibi yasadışı işler yapmıyorlar, -hepsi koyu dinci kişiler- ancak işlerini mafya gibi yapıyorlar."

Gerçekten de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de eski bir üyesi olduğu bildirilen Nakşibendiler gibi dinci tarikatların AKP ile yakın ilişkileri, bazı laik Türklerin yakındığı gibi, gündemlerinde Türkiye'yi İslamcı kurallarla yönetilen bir aile şirketine dönüştürmek isteyen siyasetçilerle işadamları arasında bir bağ yarattı.

"Sonu Tahmin Etmek Zor"

Görünen o ki, ortada dönen para ve bunun denetim sorunu siyasi bir savaşa yol açıyor. AKP'yi yargı önüne getirmenin arkasındaki dürtü bu muydu? Bunu söylemek zor, ancak bunun ardındaki gerçek şu ki; geçmişte resmi olmayan ekonominin kârı mafya aracılığıyla daha çok derin devlet içindeki aşırı milliyetçilere gidiyordu. "Şimdi paranın akışı el değiştirdi" diyor Kürt Mafya lideri. Peki Türkiye bir yeraltı savaşıyla mı karşı karşıya?

Eğer öyleyse, velinimetlerinin AKP olduğu İslamcılara gittiği görünen birinci raunt kapanmış olmayacak. Ama, Türk siyasetinin kara filminde sonu tahmin etmek olanaksız gibi..."


Ağustos 2008