|
Toronto'ya
özel bir ziyaret için gelen ünlü sanatçıyla sizler için söyleştik...
Erkin Koray'la
müzik ve daha fazlası

FİLİZ TÜMER
Yine sabah erkenden
çalan müşteri telefonlarından biri çaldı; "Sizden bir
danışmanlık için randevu almak istiyorum Filiz hanım" diyen,
kendinden emin ve tok bir ses. Bir kaç dakika sonra bu sesin Türkiye'nin
gelmiş geçmiş en baba 'Rock' ustası Erkin Koray olduğunu
"ben sanatçı Erkin Koray" diye duyunca anlayacaktım.
Sabahın erken
saatlerinde geç düşen bu jeton sonrası çok yakın bir iki dostum
dışında paylaşamadığım bir hikâye oldu Erkin Koray.
Kestaneye boyanmış
uzun saçlı, E harfi üzerinde yazılı metal kovboy kravatı
ile kendi stilinde karizmasını çok iyi taşıyan bir Rock'un Roll
ustası karşımdaydı ertesi gün. Saygılı, korkunç kendine güvenin
getirdiği ukala sınırına hafif dayanmış edanın yanı sıra hafif ürkek,
paytak yürüyen kısa boylu dev bir adam. Bu ince zekâlı bu adama
hayranlığım konuştukça artıyordu.
Diğer gün ise
duygu yüklü kızı Kanada 83 doğumlu Damla, Erkin Koray ve
ben Beaches'teki Ci Vediamo restoranında yemekteydik.
- Erkin bey
sizi benim gibi 64'lü ve öncesi kuşağı çok iyi tanıyor. 2008 yılındayız
ve liselerden konser talepleri var size. Gençlerin müzik stilinize
düşkünlüğünü nasıl yorumluyorsunuz?
- Ben tercihen Türk müziği ağırlıklı çalışıyorum. Çünkü doğrunun
o olduğunu düşünüyorum. Neticede biz Türküz. Amerikalı yapar Amerikan
müziğini; onun gibi yapmanın anlamı yok. Şimdiki gençler materyalist
dünyada bu kadar iç içe yaşarken kendi özünü merak ediyor, kendi
duygularını Türkçe şarkılarla ifade ediyorlar.
- En sevdiğiniz
genç Rock grubu hangisi?
- Duman grubu. Şu anda iyi bir çizgideler.
- Mor Ötesi
nasıl?
- Mor Ötesi ve diğerlerini fazla takip edemiyorum. Çok güzel yenilik
akımları geliyor gençlerden. Ama ben kendi işime çok yoğunum.
- Ayvalık'ta
konseriniz var değil mi? Grubunuz Erkin Koray ile.
- Evet. Bu ayın 24'ünde. Ayvalık Festivali.
- Bugüne
kadar vermek istediğiniz mesajları müziğinizle verdiniz mi?
- Verdiğimi zannediyorum. Çünkü herhangi bir şikâyetim yok. İyi
de algılamışlar.
Daha çok yaşam
tarzımla verdim. Yani Protesto. Eleştiri. Bunu çok ince bir şekilde
yapıyorum. Dışarıdan farkına varılmayacak bir aşk şarkısı gibi yapıyorum.
- Sizin şu
protesto eden ince eleştiri dediğiniz; o yönünüzü açalım mı biraz?
Dinleyiciye mesajlarınızı nasıl iletiyorsunuz?
- Mesela konserlerimde doğrudan müziğe girmiyorum. Dinleyiciyle
diyalog ile başlıyorum.
Normal vatandaş hayatını yaşıyor. Belki günlük sorunlarla meşgul
olduğu için daha derinliğine bir inceleme gücü bulamıyor kendisinde.
Onların yerine ben toplum ve Türkiye'nin dünyadaki konumu üzerinde,
oynanan oyunlar üzerinde inceleme yapıyorum. Ve konserlerimde dinleyicilerimle
paylaşıyorum. Bir gösterilen, bir de gösterilmeyen dünya var bize.
Ben genellikle gösterilmeyen dünyayı anlatıyorum göremeyenlere veya
vakti olmayanlara.
Günlük hayatımızda
yanlış bir bilgi bombardımanına tabii tutuluyoruz çıkarcıları tarafından.
Bunlar medya yöneticileri. Toplumu yönlendirmek üzere bir yayın
yapıyorlar. Ben ise konserlerimde yayınların arkasındaki gerçekleri
dinleyicime anlatıyorum.
Kanada daha
şeffaf. Türk toplumu medya patronlarının, mesela bir Aydın Doğan
karşısına çıkamıyor. Aslında siyasetçiler olmalı aydınlatıcı rolünde.
Kanada'da ise bu durumun nasıl yürüdüğünü araştırmaya pek fazla
vakit bulamadım aslında. Tahminimce Türkiye'deki gibi değil. Çünkü
Kanada ayrı bir kampta. Yönetenler kampında; Türkiye ise yönetilenler.
"Ergenekon
diye bir şey yok, hayali bir yapılandırma"
-
Fikirlerinizi ne kadarlık bir kitleyle paylaşabiliyorsunuz? Sonuçta
siyasetçi veya basın adamı değilsiniz?
- Evet, maalesef. Bizler bir konserde topladığımız insanlar kadar
bir topluma seslenebiliyoruz. Siya-setçiler yapacakları halde, az
da olsa biz sanatçılar yapıyoruz. Ne sivil toplum örgütü ne bir
kuruluşla işbirliği içindeyim. Türk toplumu artık ağır bir baskı
altında. Türkiye tamamen tek sesli gidiyor. O yüzden kimseye güvenilebilecek
bir ortam yok.
Dış güçlerin
istediği ses çıkıyor Türkiye'de. Tamamen bir sömürge ülkesi halindeyiz.
Bayrak dalgalanıyor ama hayali.
Aslında o bayrak
yok. Görüntüde dalgalanıyor. Baktığınız zaman, bankalar o bayrağın
değil, telefon şirketleri değil, sahiller o bayrağın değil, dondurmacı
o bayrağın değil, hamburgerci o bayrağın değil. Her şey ve her yer
çoktan parsellendi.
Bir gün denize
gidecek yol bulamayacağız. Birisi çıkacak ve bir gün bu yoldan yabancı
bir dilde 'buradan denize girilemez' levhası asacak ve 'geçemezsiniz'
diyecek.
Çoğu insanın
olup bitenden haberi yok, sele kapılmış gidiyor. Olanlar da saf
dışı ediliyor. Ergenekon diye bir şey yok. Hayali yapılandırma.
Türkiye'yi değişik yöne çekmek isteyenlerin yarattığı bir dalga.
- Evet bu
kadar siyaset yeter. Gelelim sizin 'legendary' John Lennon
ile buluşmanıza…
- Cannes Festivali için Fransa'ya gelmişti. Hiç bir gazeteciye randevu
vermediği halde ben özel olarak yanına gidip randevu istedim. Onun
şarkılarını söylediğimi duyunca hemen randevu verdi.. O da beni
ilginç buldu. Onların şarkılarından söylemem fikirlerimden dolayı
ilginç geldi. Yoko Onno ile çok yakındılar.
- Dünya barışını
ve kalıcılığını sağlamak için şarkıları ve attığı imzalarla ölümsüzleşmiş,
gelmiş geçmiş en büyük barış protestocusunun ölümünü nasıl yorumluyorsunuz?
- Sadece barışın sağlanması için eylem yapıyor diye saf dışı ettiler.
Benim de hayranlarım var. İnsanı hayranının öldürmesi çok saçma
bir gerekçe. Sizce de öyle değil mi?
- Biraz da
aşk diyelim. Sizin dönemin aşk ilişkileriyle şimdiki aşklar arasında
ne fark var?
- İki nokta üst üste çok kısa bir cevap vereceğim bu sorunuza; aynen
böyle yazın. İki nokta üst üste.: "Şimdi aşk yok!" Belki
bir cep telefonu kadar sevilemiyordur sevgili.
- O zaman
sevgiler yavaş yavaş ölüyor mu diyorsunuz materyalist dünya telaşı
içinde?
- Evet, kesinlikle.
- Toronto'yu
genel olarak nasıl buldunuz? Bildiğim kadarıyla 70'li yılların sonunda
ilk gelişiniz. Bu üçüncü.
- Devrin gidişine uymuş vaziyette. 25 sene önceki gibi suyun yatağında
yürüyor gibi. Biraz daha pis buldum yalnız. O zamanlar Tim Horton's
kahve kutuları yoktu sokaklarda.
- Yaşamak
isteyeceğiniz bir ülke olarak görüyor musunuz?
- Türkiye'yi çok seviyoruz ama, Kanada'da ömür boyu yaşamak isterim.
Çok güzel burada yaşamak. Saygı var ve devlet vatandaşına çok güzel
sahip çıkıyor.
Kanada güzel
bir ülke. Devlet sistemi ve düzeni güzel. Coğrafya olarak Türkiye'den
güzel olduğunu zannetmiyorum. Coğrafi olarak ve kültür olarak zengin
olduğunu, ama toplumsal düzeni çok güzel. Devletin vatandaşını koruması,
sahip çıkması çok güzel. Bizde ise devlet vatandaşını yolda bırakmıştır.
Uygarlık konuşulmuyor, uygulanıyor sanki burada.
- Dediklerinize
aynen katılıyorum ama, burada da devletin vatandaşına sahip çıkmasından
dolayı kimsenin kimseye ihtiyacı kalmamış halde. Ufak bir olumsuzluk
yaratmış bu güzel dediğiniz sistem böylece. Bizdeki gibi komşuluk
yok. Yani insanların insanlara ihtiyacı yok. Aile kavramı sadece
iki kişilik. Sevgiler yapay gibi. Çıkara ve maddeye dayanıyor. Yalnızlık
diz boyu. Ruhlar ise canlı ve doyumlu değil.
- Ha evet; onu ben de gözledim. Bizde ise tam tersi. İstanbul'umuzdaki
dinamizmi buraya getirsek harika bir sunum olacak o zaman. Dünyanın
yaşanacak tek ülkesi olur.
- Evet. Bostancı'daki
midye restoranlarını taşıyarak başlayabiliriz. Siz de Bostancı'da
oturuyorsunuz. Bir dahaki gelişinizde yabancılık çekmezsiniz.
- Aaa. Harika! Yapalım vallahi!. (Gülüşmeler) Sosyal örgütlenmede
keşke millet olarak güzel özelliklerimizin yanında gelişseydi. Ama
devleti idare etmeye talip olanlar başka bir nedenle oraya geliyorlar.
Ben kendimi bildim bileli Türkiye yanlış idare edildi. Atatürk'ten
sonra Türkiye devamlı baş aşağı gidiyor.
- Meşhur
şarkınız Çöpçüler'i rahmetli genç şarkıcı Barış Akarsu da söylemişti.
Şarkınız bir aşk şarkısı: "Kahrolası çöpçüler aşkımı süpürdüler."
Yine ince mesajlarla dolu bir aşk şarkısı. Fesuphanallah da öyle,,,
- Evet ben müzik mühendisiyim. Protesto etmeden, eleştirmeden yazılmış
şarkı yavan geliyor bana. Zaten aşkların da olduğu bir ortamda yazmak
kolaydı.
- Şarkı sözlerinizin
çoğunu kendiniz mi yazıyorsunuz?
- Müziklerimin çoğunu kendim yazıyorum. Bazan da sadece tanınmamış
bestecilerden alıyorum.
- Türkiye'de
şu anda iyi müzik yapan kimler var sizce?
- Bir sürü var, isim vermeyim, alınırlar. Ama gençlerden Rock yapan
Duman en iyi grup. Ben Batı müziği seviyorum.
- Beaches'te
önümüzdeki hafta Caz Festivali var. Caz sever misiniz?
- Hayır, sevmiyorum. İlla ki Rock'n Roll. Ortalığı en iyi sallayan,
darma duman eden, dağıtan Rock'n Roll.
"Biz
Türkler bir festival yapıyoruz; bir dansöz bir de döner. Sanki Türkiye
dansöz ve dönerden ibaretmiş gibi."
- Kanada
Türk İş Kadınları Konseyi olarak bir seminer programımız var. TÜSİAD
çok olumlu baktı ve işbirliğine başladık. Önümüzdeki sene bahar
aylarında düşünüyoruz. Siz de konser vererek katılım sözü verir
misiniz?
- Tabii ki isterim. Bir konuya değineyim. Genellikle bu Avrupa'da
var. Biz Türkler bir festival yapıyoruz; bir dansöz bir de döner.
Sanki Türkiye dansöz ve dönerden ibaretmiş gibi. Üçüncü sınıf kalmaya
mahkum oluyoruz. Bu kavramları devamlı baskıyla uyguluyoruz Türk
günü dediğimiz zaman. Artık bu çizgiyi aşmamız lazım. Bizim gibi
insanlar var bu memlekette. Benim gibi sahneye çıktığı zaman Batılıya
kendi memleketini anlatacak, ifade edecek kişiler var. Toronto'da
festival var ama, belli bir grup eline almış gördüğüm kadarıyla.
Burada doğru
dürüst bir dernek kurmalı, Kanadalıya hitap edecek diyalog kapasitesi
olacak. Kanada Türk İşkadınları Konseyi web sayfanızı gördüm. Hoşuma
gitti. Bizler dünya çapında insanlarız. Gittiğimiz yerde yumruğumuzu
vurabilecek insanlarız. Burada bir konser versem hallaç pamuğu gibi
atarım ortalığı grubumla… Bu durum devam ederse Türkiye üçüncü sınıf
olmaktan kurtulamayacak.
Şunun şurasında
Hintliler bizden daha etkin.
Her geldiğimde
Hindistan'dan gelen sanatçıları görüyorum. Bizde ise hiç ses yok,
olduğu gibi.. dansöz… Ve döner.
İletişim kuramıyoruz
dünya ile. Dünyanın artık geçerli bir dili var ve bizler o dili
hâlâ konuşamıyoruz.
Anlaşılmaz bir
doğu toplumu olarak kalıyoruz. Özellikle müzik on plana çıkmalı.
Türkiye'de dünyada sesini duyurabilecek sanatçılar var. Müzik en
iyi iletişim.
-
Gençlerin uyanması ve bundan sonra bayrağı eline alması gerekmez
mi sizce?
- Evet ama onları yetiştirecek olanlar daha uyanmadı.
- Yetmişli
yıllarda çok meşhur grubunuz Yeraltı dünyasındaki kişiler şimdi
ne yapıyor?
- Aydın Şencan Kanada'da kuzeyde bir yerde oturuyor. Boğaziçi grubu
gitaristi.
Diğeri Adapazarı'nda dişçi. Bir diğeri ise işadamı.
(Aydın Şencan
ile ertesi gün Second Cup'ta Erkin beyi ve kızını Prince Edward
County'deki evine götürmek üzere buluştuğumuzda tekrar karşılaşıyoruz)
- Ahmet Güvenç
Barış Manço'dan önce sizin basçınızdı değil mi?
- Evet benimdi önce, sonra Barış Manço'nun oldu. Şimdi de Aydın'dan
sonra Ahmet Güvenç ile çalışıyorum yine.
- O zaman
siz Bağdat Caddesi Erenköy Bilim Sokaktaki, mahallemdeki Bahadır
abimi de Bahadır Akkuzu'yu da tanırsınız.
- Aaa tabii çok severim Bahadır'ı. Kurtulan Express'in basçısı.
- Barış Manço
ile tarzınızda bir fark var mıydı?
- Evet, vardı. Hayatta onunla görüşmemiz çok zor oluyordu. O kalktığı
zaman ben yatmaya gitmişimdir…. (gülüşmeler).
- Açar mısınız
biraz?
- Hayat ideolojisi olarak. Sabahın sekizinde kravatını takıp işinin
pesinde koşan bir insandı. Ben ise eski ve yeni hippilerden oldum
her zaman. Akşam ben çalışmaya başlıyordum. O daha çok iş olarak
görüyordu.
- Erkin Koray'ı
kendisini üç kelime ile nasıl tarif eder?
- Düşünce adamı, müzik adamı ve müzik mühendisi…
- Kızınız
ile 25 senelik bir yaşam içindesiniz. çok mutlu olduğunuzu düşünüyorum.
Peki zorlukları neydi?
- Tarif edilmeyecek kadar çoktu. Ben zaten zor işlerin adamıyım.
- Kızınızın
size verdiği sevgi çok yüce. Artık kendine bir yaşam için sizi bıraktığı
zaman yalnız kalmaktan korkuyor musunuz?
- Ben yaptığım işleri hep yalnız yaptığım için alışığım. Kimseden
de yardım beklemiyorum.
- Tipik bir
yengeç burcu olduğunuzu söyleyebilir miyim? Sevgi dolu, mütevazı,
aileye bağlı ve ukala… (Gülüşmeler…)
- Kesinlikle. Süper bir teşhis.
- Herhangi
bir sanatçıyla bugüne kadar hiç düet yapma fırsatı oldu mu?
- Hayır, yapmadım. Hiç düşünmedim de. Rolling Stone's ile bile yapmam.
Onların işine karışmam.
- Bir sürü
sanatçı arkadaşınız var. Bir araya geldiğinizde eğlenmek için müzik
yapıyor musunuz sohbetlerde?
- Arkadaşlarımla artık müzik konuşmuyoruz, ülke sorunlarını konuşuyoruz.
Durum o kadar ciddi.
- Ailenizden
müziği seçtiniz diye sert çıkışlar oldu mu?
- Yok, ama annem klasik batı müziği öğretmeni olduğu için, 'nasıl
oldu da benim çocuğum böyle oldu' diye sorardı. Piyanoyu nasıl öğrendiğimi
hiç hatırlamam. Doğarken biliyormuşum gibi gelirdi. Babam ve annem
en azından köstek olmayarak desteklediler.
- Türkiye'de
bir sürü şeyi ilk defa yapan bir insansınız. Örneğin gitar çalmaktan,
elektro bağlamayı ilk yapan kişi Erkin Koray.
- İlk Rock'n Roll çalan da benim. Bende ilk çok. Evet. İlk Rock
barı ben olgunlaştırdım. On sekiz yıl önce. Barın ismi BİLSAK.
- Hâlâ var
mı yenilik tasarılarınız?
- Hâlâ var ama, artık gençlere bırakıyorum. Yoksa, 'baba bize bir
şey bırakmadı' diye söylenecekler.
- Bir müzik
okulu açsaydım iyi olurdu diye düşündünüz mü hiç?
- İyi olurdu ama, ben biraz sıkıntılı bir insanım. Biraz bu işlerden
yavaş yavaş elimi çekersem belki olabilir. Şimdi 70 milyonun eğitimiyle
uğraşmak istiyorum. Belki daha sonra açarım okulu.
- Gençlere
uyanmaları için ne mesaj verebilirsiniz?
- Türkiye'nin çok kötü bir kulvara girdiğini ve gençlerin bile bir
şey yapabileceğini sanmıyorum.
- Bu kulvardan
çıkma şansı var mı? Yurtdışından bizler memleketi sadece uzaktan
takip ediyoruz. Eylül'de İstanbul'dayım. Bu kadar mı kötü durumlar
Erkin bey?
- Evet. Çok umutsuz ve kötü günler gelebilir.
- Kötü günlerde
buraya gelmeyi düşünür müsünüz?
- Hayır, bana ihtiyaç olacaktır ülkenin. Ama kızımı yollarım.
- Gördüğüm
kadarıyla çok büyük projeler kafanızda olsa bile şöhretten etkilenmemiş,
mütevazılığı ön planda tutuyorsunuz. Olduğunuz gibisiniz.
- Kendine güvenen insan şöhretin akışına sığınmaz. Hatta bazı sanatçılar
şöhreti fırsat olarak görüyorlar. Ben yaptıklarımla zaten tanınıyorum.
Benim gibi bir insanı tanımakta fayda var diye düşünüyorum sadece.
O kadar benim şöhret anlayışım.
- Artık yemeklerimizi
ısmarlayalım mı? Teşekkürler Erkin bey….
Temmuz 2008
|