|
Kanada'ya
özel bir ziyarette bulunan CHP'nin deneyimli Milletvekili Ali Topuz'la
okurlarımız için bir söyleşi yaptık:
"Türkiye
şu anda bir demokrasi kazası yaşıyor!"
BİROL UZUNMEHMETOĞLU
 |
|
CHP
İstanbul Milletvekili Ali Topuz.
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nde çok uzun bir süreden beri hizmet vermekte olan
parlamenterlerden, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili
sayın Ali Topuz ile kısa ama yoğun Kanada ziyaretinde Bizim
Anadolu okuyucuları için bir söyleşi gerçekleştirdik.
- Sayın
Topuz; sizin 50 yılı aşkın siyasi yaşamınız olduğunu, bu arada 35
yılı aşkın Parlamento deneyiminiz bulunduğunu biliyoruz. Siyasal
yaşamınızda ne gibi görevlerde bulunduğunuzu kısaca bize anlatır
mısınız?
- Siyasal yaşama, İTÜ Mimarlık Fakültesi'ne kaydolduğum 1950 yılında,
CHP'ye katılarak girdim. Partimin bütün kademelerinde görevler üstlendim.
Askeri müdahalelerin getirdiği yasaklı dönemler dışında, Partimin
bütün faaliyetlerine, kesintisiz bir biçimde katıldım. Siyasi olarak
yerel ve genel yönetimlerde önemli görevler üstlendim. İstanbul
Belediye Meclis üyeliği, Belediye Meclis Grubu Başkanlığı, İmar
ve İskan Bakanlığı, Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı ve TBMM'de
CHP Grup Başkan Vekilliği görevlerinde bulundum. Bu görevlerin yanı
sıra, parti içinde de önemli görevlerim oldu. 1970 yılında üstlendiğim
CHP İstanbul İl Başkanlığı, siyasi kariyerimin en önemli aşamasıdır.
Bu dönemde, CHP yenileşerek ve gençleşerek "sosyal demokrat"
niteliğe kavuşmuş, 1973 ve 1977 yıllarında hem genel hem de yerel
seçimlerde Türkiye'nin en büyük siyasi partisi olmayı başararak,
yerel yönetimlerde ve ülkede iktidar olabilmiştir. Bu başarılar,
benim de parti içinde daha büyük sorumluluklar ve görevler üstlenmeme
zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede; Parti Meclisi Üyeliği, Merkez
Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genel Başkan
Yardımcılığı görevlerinde bulundum.
- Siyasi
eylemleriniz yanında; mesleki, ekonomik ve sosyal eylemler için
zamanınız ve fırsatlarınız oldu mu?
- Mimarlık benim mesleğim. Mimarlıktan hiç kopmadım. Aralıklı da
olsa mesleğimi sürdürdüm. Proje Mimarlığı, Mimari kontrollük ve
Danışmanlık çalışmalarım yanında İnşaat işleriyle de uğraştım. 1980
Askeri müdahalesi sonrası, ortağı olduğum inşaat şirketi ile Suudi
Arabistan'da ve Libya'da büyük inşaat işleri, Yurtta konut yapı
kooperatifleri eliyle gerçekleştirilen binlerce sosyal konut için
projelendirme, kontrollük, danışmanlık ve inşaat sorumluluğu üstlendim.
Ayrıca, Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu üyeliği, Türkiye İş
Bankası Yönetim Kurulu üyeliği ile Türkiye Kızılay Derneği, Çocuk
Esirgeme Kurumu ve Darülacezeye Yardım Derneği gibi önemli kurumlarda
da görevler ve sorumluluklar üstlendim. Çok yaygın ve etkin siyasal,
sosyal ve ekonomik faaliyetler içinde yer aldım.
- TBMM'nin
en kıdemli milletvekilisiniz. Mesleki, ekonomik ve sosyal alanlarda
da yaygın eylemleriniz olmuş. Bu enerji nereden geliyor?
- Ben 76 yaşındayım. Sağlığımdan bir şikâyetim yok. Hâlâ kendimi
zinde ve güçlü hissediyorum. 58 yıldan beri siyasetin içindeyim.
53 yıllık mesleki hayatım var. Yaptığım her işi severek ve heyecan
duyarak yaptım. Sıkıldığım zaman görevimi ihmal etmeden, kısa bir
dönem için başka bir işe yoğunlaştım. Ama duraksamadan, hep düşündüm,
hep çalıştım. Zamanla hep yarışırım. Günlük çalışmalarımda bana
24 saat yetmemektedir. Ayrıca kendi sorunlarımdan önce toplumun
sorunlarının çözülmesi gerektiğine inanırım. Bana bu duyguları;
ailem, çevrem ve aldığım eğitim aşılamıştır. Bence siyaset; insanların,
toplumun ve ülkenin sorunlarını çözüme kavuşturma sanatıdır. Çalışmak,
üretmek ve paylaşmak benim için hayat iksirdir, bir motivasyon kaynağıdır.
- Daha
önce birden fazla 1 Mayıs'ın bayram olarak kutlanması konusunda
kanun teklifleri vermiş biri olarak, işçiler neden Taksim'de 1 Mayıs
kutlaması konusunda ısrar ediyor ve Türkiye'de yaşanan son 1 Mayıs
olayları konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Geçtiğimiz 1 Mayıs'ta Hükümetimiz, özellikle İstanbul Valisi ve
Emniyet Müdürü çok yanlış davranmışlardır. Taksim meydanında, bu
yıl kutlama yapılmasına izin vermemişlerdir. Taksim meydanı ve çok
geniş çevresi kutlama yapacaklara kapatılmış, Emniyet görevlileri
işçilere ve halka orantısız kaba güç kullanmış ve topluluklara su
sıkarak biber gazı atmıştır. İşçiler ve sendikalar, 1 Mayıs törenlerinin
"Neden Taksim"de yapılması konusunda ısrarlıdır? Bunun
çok haklı bir gerekçesi vardır. 1977 yılında Taksim meydanında gerçekleştirilen
1 Mayıs kutlamalarında, bir kısmı silahla vurulmak suretiyle 36
kişi hayatını kaybetmiş, 150'den fazla kişi de yaralanmıştı. Ne
yazıktır ki, bu olayların failleri, aradan 31 yıl geçmesine rağmen
hâlâ bulunamamıştır. Faillerin hâlâ bulunamamış olması, bazı gerçeklerin
saklandığı konusundaki kuşkuların artmasına neden olmakta; 1 Mayıs
1977'deki görkemli ve anlamlı kutlamalara düşürülen gölgenin kaldırılması
konusundaki beklentileri kamçılamaktadır. Bu nedenlerle sendikaların
"Taksim meydanını aklama" ısrarı, hem haklıdır hem de
anlamlıdır. İnsanlarımızı kaybettiğimiz yerde, bu olumsuz olayı
simgeleyen bir anıtın bile dikilmesi, aynı olayların tekrarlanmaması
için gereklidir. Futbol şampiyonluklarının coşku ile kutlandığı,
yılbaşı şenliklerinin yapıldığı, konserlerin verildiği Taksim meydanında;
işçiler de barış içinde 1 Mayıs'ı kutlayabileceklerini ve 31 yıldır
üzerlerinde bulunan bu haksız ve üzüntü verici yükten kurtulabileceklerini
göstermek istemektedirler. İşçiler ve sendikalar açısından "yalın
gerçek" budur. Devletin ve sendikaların içinde olduğu, "gelecek
1 Mayıs'lar" barış içinde birlikte kutlanmadıkça her yıl aynı
gerilim, korkarım ki tekrar edecektir.
- Başbakan
Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında cesur açıklamalarınızla
tanınıyorsunuz. Bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Şu anda Türkiye'de iktidarda olan parti, demokrasinin kurallarından
yararlanarak iktidarı ele geçirmiş ve gizli gündemli bir geçiş sürecini
başlatmıştır. Bu süreç, Atatürk'ün başlattığı "aydınlanma devrimi"ne
ve Türkiye'nin çağdaşlaşma hareketine karşı bir süreçtir. Türkiye
için bir "Demokrasi kazası"dır.
Avrupa
tarihinde de benzer demokrasi kazaları vardır. Jorg Haider başkanlığındaki
Neo Nazi yanlısı Avusturya Özgürlük Partisi koalisyon hükümetinde
yer alınca bütün Avrupa ayağa kalktı. Haider iktidardan uzaklaştırıldı.
Avrupa için daha dramatik olan örnek, 1930'lu yıllarda Almanya'da
yaşandı. Hitler serbest seçimlerle, çoğunluk elde ederek iktidarı
ele geçirmişti. Elde ettiği çoğunluğun gücünü, faşizmi uygulamakta
kullandı. Demokrasilerde böyle kazalar olabiliyor. Türkiye'deki
olayın esası da budur. Bu örneklerin hepsinde, "demokrasiden
yararlanarak, demokrasiyi dinamitlemek" anlayışı vardır. Türkiye'deki
iktidar; laikliği aşındırarak etkisizleştirmek ve devlet yapısını
da toplumsal yapıyı da din kurallarına dayandırmak ve sonuç olarak
dine dayalı bir devlet kurmak istemektedir. Bu durumun demokrasiyle
bağdaşır bir yanı olamaz. Türk toplumunun katılımcı ve çağdaş bir
demokrasiyi seçmiş ve benimsemiş olduğu göz ardı edilemez. Türkiye
için, İran veya Ortadoğu Arap ülkeleri gibi bir ülke imajı verilmek
istenmektedir. Bu yaklaşım Türkiye'yi, demokrasiden uzaklaştırma
yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın siyasal simgesi "tesettürdür, türbandır,
çarşaftır." Yurt içinde ve yurtdışında aynı senaryo uygulanıyor.
Kanada dahil bütün ülkelerde; resmi ziyaretlerde, toplantılarda,
festivallerde ve konserlerde çarşaflı, türbanlı ve tesettürlü kadın
görüntüsü, planlı bir biçimde, giderek yoğunlaştırılmakta ve bu
gelişmeler resmi makamlarca da açıkça desteklenmektedir.
Türkiye için
yaşamsal önem kazanmış olan bu sorun demokrasi içinde çözülmelidir,
çözülecektir. Türkiye'nin bu olumsuz noktaya getirilmesinin sorumluluğunu,
sadece iktidar partisine ya da yakın çevresindeki iç ve dış destekçilerine
ve tarikatçı dini çevrelere yükleyemeyiz. Laikliğe ve çağdaş demokrasiye
inanmış Atatürkçülerin ve özellikle de CHP'nin bir başka biçimde
ağır sorumluluğu vardır. CHP, yenilikçi ve değişimci karakteriyle,
demokrasimizin çağdaşlaştırılması, halkımızın refahı ve mutluluğu
için, her zaman iktidar ya da iktidar alternatifi olabileceğini
göstermek zorundadır. Son 25 yılda bu gereklilik yerine getirilememiştir.
Parti atalete sürüklenmiş ve meydan laik ve demokratik sistemimizin
karşıtlarına terk edilmiştir. Yapılması gereken öncelikli iş, CHP'de
yönetimin ve yönetim anlayışının baştan sona değiştirilmesi olmalıdır.
Parti kadroları gençleştirilmeli, 1970'li yıllardaki gibi, halkla
bütünleşebilecek ve halkın güvenini kazanabilecek bir yeniden yapılanma
gerçekleştirilmelidir. Bu sağlandığında, uzun olmayan bir sürede,
CHP ciddi bir iktidar seçeneği olabilir ve bu günkü olumsuzluklar,
seçim sandığında kazanılacak başarılarla ortadan kaldırılabilir.
- Sözü
yurtdışındaki Türklerin yaşadıkları sorunlara getirmek istiyorum.
İtalyan meclisinde sadece yurtdışındaki oylarla seçilen bir milletvekili
var. ABD; bir önceki seçimlerinde uzaydaki astronotlarına oy kullanma
olanağı sağladı ve son Irak parlamentosu seçimlerinde, Kanada'daki
Iraklı komşularımız, bulundukları yerde oy kullandılar. Biz yurtdışında
yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için anayasada ifadesini
bulan bir hak olmasına rağmen, yurtdışındaki yaklaşık 5 milyon Türk
bu haklarını kullanamıyor, sorunun kaynağı nedir?
- Aslında Kanada
gibi çok fazla Türk'ün yaşamadığı yerlerde sorunu çözmek için önemli
bir zorluk yoktur. Esas sorun 1.5 milyon seçmenin yaşadığı Almanya'dan
kaynaklanıyor. Bugüne kadar yapılan bütün girişimlerde Almanya,
seçim güvenliğini sağlayamayacağı nedeniyle işbirliğini ret etti.
Almanya'daki
seçmenlerin çokluğu nedeniyle konsoloslukların yanı sıra güvenli
oy kullanılabilecek başka sandık merkezlerinin de bulunması gerekiyor.
Ancak Almanya, konsolosluklar dışındaki sandık merkezlerinde oy
kullanmaya izin vermiyor. Bunun üzerine, mektupla ya da elektronik
ortamda oy kullanma seçeneği gündeme geldi. Her iki oy kullanma
yöntemi için çözülmesi gereken sorunlar vardır. Kullanılacak oy'un
gizliliğinin ve güvenliğinin mutlak surette sağlanması gerekmektedir.
Yurtdışındaki Türk vatandaşlarının, bulundukları yerde ve kolaylıkla
oy kullanabilmesini sağlamak amacıyla Parlamentodan geçen biçimiyle
yeni yasa, ne yazık ki önemli bazı sakıncalar da taşımaktadır. Bu
sakıncaların giderilmesi için büyük çabalar sarf edilmektedir. Sorun
yapılacak ilk genel seçimlere kadar mutlak surette çözülecektir.
- Uzun
süreden beri, Türkiye hazırladığı anlaşma paketini Kanadalı muhataplarıyla
imzalamaya çalışıyor. Bu pakette; Çifte verginin önlenmesi anlaşması,
Yatırımların karşılıklı korunması anlaşması, Sivil havacılık anlaşması,
Adli yardım anlaşması, Suçluların iadesi anlaşması ve İstihdam anlaşması"
gibi değişik konuları kapsayan anlaşmalar var. Ancak Harper hükümetinin
sözde soykırım kararı ve işine gelen sadece bir anlaşmayı imzalamak
konusunda ısrarcı tutumu görüşmeleri kilitlemiş durumda. İki ülke
arasındaki doğrudan uçuşlar da bu paketin imzalanmasına bağlı olarak
bekliyor. Parlamentolar arası dostluk gruplarının bu anlaşmaların
imzalanmasında bir işlevi olabilir mi? Ve siz Türkiye tarafındaki
grupta yer almayı düşünür müsünüz ?
- Aslında dostluk
gruplarının bu tip anlaşmalar üzerinde çok sınırlı bir etkisi olabilir.
Anlaşmalar hükümetler arasında oluşturulur ve onay için TBMM'ye
getirilir. Kanada'ya gelmeden önce, Türkiye Kanada Dostluk Grubu'na
girmeye karar vermiştim. Türkiye'ye döndüğümde işlemleri tamamlayacağım.
Ancak, bir Milletvekili olarak, bu sorunların çözümü için özel bir
gayret sarf edeceğimi size söyleyebilirim.
- Kanada'ya
yerleşen bir çok göçmen, geliş nedeni olarak çocuklarının ve kendilerinin
geleceği için yeni bir ülkeye göç ettiklerini söylüyor. Ankara'daki
Kanada Büyükelçiliği'nde her geçen gün uzayan göçmenlik kuyruğu
da Türkiye'deki gelecek beklentisinin azaldığının bir göstergesi
gibi. Aklının bir köşesinde memlekete dönmeyi düşünenlerse her yeni
krizde dönüşlerini daha da öteliyor. Siz Türkiye'nin geleceğini
nasıl görüyorsunuz ?
- Ben Türkiye'de
yetişen yeni neslin büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Kendini
geliştiren, güçlü ve çağdaş bir potansiyel. Türkiye bu krizleri
bu gençlerle aşacak. Ben belki göreceğim ama, siz mutlaka göreceksiniz.
Bu yaşadıklarımız kötü bir deneyim ve kötü bir anı olarak geride
kalacaktır. Ben gençlerimizden ve gelecekten çok ama çok umutluyum.
- Sayın
Topuz, aileniz için ayırdığınız zamanınızı ve değerli görüşlerinizi
Bizim Anadolu okuyucuları ile paylaştığınız için teşekkür ederim.
Haziran 2008
|