|
Siz
kablolu tv yayını izleyemezsiniz !
Annemin en
büyük eğlencesi evde tam televizyonun karşısındaki yerine oturup
elindeki uzaktan kumanda cihazıyla televizyon kanalları arasında
gezinmek. Zapping mi, ne diyorlarmış buna, kör cahilliğim burada
da su yüzüne çıktı. Bilmem ki hangi çağda yaşıyorum?!...
Ancak evde izlenen televizyon kanallarından pek birşey anlaşılmıyor.
Oldum olası 'elde ne varsa bende de olsun' anlayışından uzak olduğumdan,
ve bizim evdekiler de benzer anlayışta olduğundan, çağ gerisinde
kalmışlar, eve bir 'çanak anten' almamışlar; eski, külüstür çatı
anteniyle yurttaki o güzeliim televizyon izlencelerini izliyorlar.
Tabii buna izlemek denirse! İzlemek denirse diyorum, çünkü, artık
evdekilerin hoşuna mı gidiyor nedir; karlı karlı bir ekranda ateve'yi,
atlamalı, kaymalı bir görünümde eyçbibiyi (hebebe olsa gerek), gölgeli
bir terete'yi izlemeye çalıştıklarını görünce;
-Durun! dedim, durun! Yav sizin gözünüz de mi bozulmuyor? gibisinden
çıkışlarla tezimi ortaya koydum: Yarından tezi yok, bu eve kablolu
televizyon yayını çektireceğim!
Ne inatçı biri olduğumu bildiklerinden karşı çıkan olmadı pek. Sadece
biraz mırın kırın ettiler, zorluklarından falan söz ettiler.
Zorluğu da neymiş diye kesip attım. Yarın telefon açarım gelirler,
bağlarlar. Her yerde bangır bangır da 'kablolu tivi'ye geçin diye
bağırıyorlar. Biz de öyle yapalım da, o güzeliim izlenceleri kar
altında izlemeyelim.
Hani, telefon edip Videotron'un öğleden sonra gelip bağladığı gibi
bir ivedilik içinde değilim kuşkusuz ama, pek o kadar zor olabileceğini
de düşünmüyordum.
Ama düşüncemde yanılmışım.
Kablolu televizyon yayınlarıyla ilgilenen kurumun telefonunu buldum,
aradım, bir çok gereksiz ahret sorusundan yakamı sıyırdım ve de
anladım ki, bu öyle telefonla olacak bir iş değilmiş. İlle de bizi
görmek istiyorlarmış. Gerekli belgeleri ve de önceden ödenmesi gereken
parayı da hazırladım, kız kardeşim Fatoş'u yanıma aldım, bizi görmek
isteyenlere yollandım. Yolda ayırdına vardım ki, telefonda adresi
veren görevli çalıştığı yerin adresini bilmiyormuş. Ama, 'Sora Sora
Bağdat Bulunurmuş' özdeyişinin iyimserliğiyle, Fatih'te sokak sokak
gezinmeye başladık; küçük, izbe bir sokakta kablolu televizyon yayını
ile ilgilenen Telekom Kurumu Fatih Bölge Müdürlüğü'nü bulduk.
Bir
odaya girdik. L düzeninde yerleştirilmiş üç masa. Bunların ikisinde
bilgisayar var. Orta yaşlı bir bayan görevli bu masaların birinde,
elindeki çay bardağından yudumlar alan oldukça genç başka bir bayanla
sohbet etmekte ve kapıya yakın olan masada sakalları uzamış, kravatı
gevşek, süveterli bir erkek görevli birilerine yüksek sesle birşeyler
anlatmakta. Ne için geldiğimizi söyledik. Konu kablolu tv yayını
bağlatmak. İlgili başvuru kağıdını verdiler. Şöyle bir göz attım
kağıda; daha önce telefonda istenen Nüfus Cüzdanı fotokopisi sanırım
pek bir işe yaramayacak, çünkü burada istenen bilgiler nüfus cüzdanında
bulunan bilgiler.
Başvuru kağıdını doldurduktan sonra sakalı uzamış, kravatı bir yana
kaymış süveterli erkek görevliye uzattık.
Soruldu: Binanızda kablolu tv yayını var mı?
Yanıt: Evet.
Soruldu: Şu anda kullanan var mı?
Kullanan yoksa, herhalde, başka kimse de kullanamayacak. Garip bir
soru ama neyse, yanıt: Evet.
Başvuru kağıdı alındı, bilgisayarda bitakım tuşlara basıldı. Bu
arada başka bir yurttaşa yanıtlar da yetiştiriliyor.
Diğer görevliler herhangi bir işlem, hizmet yapmıyor. Biri bilgisayarın
başında oturuyor, diğeri elinde çay bardağı onunla sohbet ediyor.
İki günlük sakallı, kravatı bir yana kaykılmış v yakalı süveterli
erkek görevli bilgisayarda bir yerlere baktıktan sonra kararını
veriyor:
"Sizin binada kablolu tv hizmetimiz yok. Siz kablolu yayın izleyemezsiniz".
Kız kardeşimle birbirimize baktık.
Kız kardeşim benim turistliğimi anlamış olduğundan müdahele etmek
durumunda kaldı: "Ama bizim binada kablolu yayın hizmeti var. Yeni
de değil. İki yıldan bu yana bizim komşular izliyorlar".
Yanıt: "Benim sistemimde görünmüyor. Sizin binada kablolu yayınımız
yok".
"Peki başka bir kablolu tv yayını kuruluşu mu var? Belki o kuruluş
bakıyordur bizim mahalleye."
"Yok, kablolu tv yayınını sadece Telekom sunuyor."
Bir anda yutkunduk.
Nutkumuzun tutulduğunu gören iki günlük sakallı görevli, yardım
etmeye çalışıyor:
"Peki ona kablolu tv yayınının faturası geliyor mu?"
Soru pek kavranılamıyor doğal olarak:
"Komşuya fatura gelip gelmediğinden haberimiz yok".
Soru sürüyor:
"Peki onlara kırmızı başlıklı bir Telekom zarfı geliyor mu?"
Duruma bu kez ben müdahale etmek zorunda kalıyorum: "Beyefendi,
komşuya kırmızı başlıklı ya da yeşil, her neyse, herhangi bir zarf
gelip gelmediğini bilmiyoruz. Biz sabahtan akşama kadar oturup,
postacının yolunu gözleyip, 'Ah aman, komşuya ne tür mektup, zarf
geliyor? Bunların kırmızı, mavi, yeşil başlıkları var mı?' tasasında
değiliz. Bizim mahallede, bizim binada kabolulu televizyon yayın
hizmeti var; gerekli olan kutu yerleştirilmiş durumda. Dolayısıyla
biz kablolu tv hizmetini kendi dairemiz için de istediğimizden buradayız".
İki günlük sakallı görevlinin yanıtı, "Ama benim sistemimde görünmüyor.
Dolayısıyla siz kablolu tv yayını izleyemezsiniz!" oluyor.
"Binada kutusu var. Donanım var demek ki!".
İki günlük sakallı görevli çözüm üretmeye çalışıyor:
"Bize o komşunun faturasını getirin; bakalım!".
Tam Aziz Nesin'lik ve de Ferhan Şensoyluk'uz.
"Bak kardeşim; komşunun faturasını bilmek bizim işimiz değil. Gidip
istemek de sanırım bizim işimiz değil. Bizim onlarla herhangi bir
işimiz yok. Bunun kayıtlı bir yeri olması gerekmiyor mu? Görevlileriniz
bulamaz mı?"
"Hayır görevlilerimiz bulamaz. Siz onlara (komşu) gelen faturadan
tesisat numarasını öğrenin, gelin işleminizi yapalım".
Dolayısıyla bir binada bir kullanıcı olmayınca, başka biri kablolu
tv yayını izleyememek durumunda.
Peki ilk kez bağlanmak isteyen biri ne yapacak?
Yanıtı bulabilirsen bul...
Öykü bitmedi.
Tam bir çıkmazda olan durumdan beni kız kardeşim kolumdan çekerek
çıkardı. Eve öyle döndük.
Ertesi gün bizim apartmanın girişinde kocaman bir reklam afişi:
"Bu binada Kablolu Televizyon Yayın Hizmeti Var, Biliyor muydunuz?
Hemen telefon edin, siz de dünyaya bağlanın!"
Bir hışımla telefona sarıldım ve telefonu açan bayana bağırdım:
"Biz biliyoruz da, bunu siz bilmiyorsunuz! Hem siz bizimle dalga
mı geçiyorsunuz?"
Kız birşey anlamadı pek tabii. Reklam afişindeki telefon, Telekom'un
telefonu değilmiş, Telekom adına, kablolu yayının reklam işlerini
üstlenen özel bir kuruluşmuş. Telefona yanıt veren kız yine ahret
sorularına başladığından ve ben bu konuda deneyimli olduğumdan,
bunları çabuk geçiştirdim ve şefini istedim.
Şef de bir şey anlamadı. Numaramı aldı, beş dakika sonra arayacağım,
dedi. Aradı, işin içinden çıkamadığını, ertesi gün olayı inceleyip
yeniden arayacağını belirtti.
Yedi ay oldu Montreal'e döneli. Sık sık kız kardeşime soruyorum;
arayan soran olmamış daha...
Fotoğraf: Ömer F. Özen
Gelecek
sayı: Nesini söyleyim canım efendim...
« Vous, vous ne pouvez pas regarder
la télévision par câble !» 
EKİM
2000
Montréal
c'est si loin... Istanbul c'est si loin...
|