|
'Ulan
kapat şu cebini!'
"N'olcak?.. Sabahtan akşama kadar gezecek... O otobüs senin
bu otobüs benim... Para verdiği mi var?.." diyordu otobüsün
genç sürücüsü yaşlı bayanın ardından.
Yaşlı
bayanın neden para vermediğini de anlamadım. Anlayışım mı kıt nedir?!...
Ama
öğrendim sonra neden olduğunu.. Para ödemeyen sadece o yaşlı bayan
değilmiş gerçekte...
İstanbul
Anakent Belediyesi, toplum hizmeti çerçevesinde 65 yaş yukarısı
yurttaşlara yönelik toplu taşıma araçlarında ücretsiz yolculuk etme
olanağı sağlamış. İyi de etmiş.
İyi
etmiş etmesine de... Gel gelelim, İstanbul'da toplu taşıma araçlarında
sorunlar yaşanmaya başlanmış. Sabahın erken bi saatinde yola çıkan
65 yaş yukarısı yurttaşlar, o semt senin, bu semt benim, İstanbul
içinde gezisel yolculuklara başlamışlar. Nasıl olsa ücret ödemiyorlar!
Bir otobüsten öbürüne, İstanbul içinde geziniyorlar. Kimbilir, belki
de evde, "biraz öte get herif!" diyen karısından uzaklaşmak
isteyen bir koca, 'öte gitmeyi' İstanbul'un bilmediği bir ötesine
gitmek anlamında alıp, kent içinde tur atmasının bir nedenidir bu.
Ya da "Avrat, evde kalıp iyice küflendin sen de. Çık biraz,
bıktım senden" diyen kocasına kızarak, İstanbul kazan, ben
kepçe -ya da o, kepçe-, gezinip duran bir kadına büyük bir olanak
sağlamıştır İstanbul Belediyesi.
Ancak
durum, işe gitme ve iş çıkışı saatlerinde sorun yaratmaya başlayınca,
bu saatler içinde yarım ücret ödeme uygulamasını getirmiş İETT.
Dolayısıyla karısından ya da kocasından kızıp da alıp başını gitmek,
İstanbul'un bir yerinde akşama dek yitmek isteyen insanlar, sabahın
erken bi saatinde gidemiyorlar bi yere. Ya da gitmek isterlerse,
en azından yarı ücret vermek durumunda kalıyorlar.
***
İETT
yeni otobüsler almış. Otomatik vitesli, otomatik frenli. Bunları
diğerlerinden ayırmak için de yeşile boyamışlar. Acaba Fazilet Partili
İstanbul Belediyesi'nin bir işgüzarlığı mı diye kendi kendime sordum.
Öyle ya, yeşil renk dinselliği çağrıştırır.
ADD
(Atatürkçü Düşünce Derneği) İstanbul Merkezi'nden bir arkadaşla
katılmış olduğum bir toplantıdan sonra, derin konular üzerinde konuşarak
akşam iş çıkışı saatine denk düşen bir zamanda, kendimi bir toplu
taşıma aracında buldum. Kaşla göz arasında yanımdaki arkadaş benim
bilet ücretimi de ödedi. Konuşmamız araç içinde de sürerken, bir
yerlerde bir telefon sesi çalmaya başladı. Biz konuşmamızı sürdürüyoruz
ama, otobüs içinde de bir kaynaşma ki, sormayın gitsin... Neyin
nesi derken birileri bağırmaya başladı:
"Kapat
ulan cebini!"
"Kardeşim
cebini kapat!"
"Yav
ne anlamaz adamlar, hepimizi yakacaklar şimdi!"
"Sallandıracaksın
abi bunları, bak bi daha yapıyorlar mı!?"
Bir
yandan da sürücü bağıryor, 'kapat' diye. Arkadaşla konuşmamız yoğunluğunu
korurken, birden başların bana çevrildiğini gördüm. Bağıran bağırana.
Bir 'cep'tir gidiyor. 'N'oluyor' diye bakınıyorum. 'Cebini kapat'
avazları sürüyor. Cebime bakıyorum. N'olmuş cebime? Bana mı söylüyorlar
derken, yanımdaki arkadaş, "sende cep telefonu mu var"
diye sordu? "Cep?... Cep?... Yaa, cep telefonuu!" diye
bağırmışım. Bir anda anımsadım. Tabii yaa! Bugün kız kardeşim Fatoş
bana cep telefonunu vermişti; olur a, gerekir diye. Bütün gün gerekmedi.
Gelen ses benim cebimdenmiş. Bizim Fatoş'un cep telefonu çalıyormuş.
Unutmuş gitmişim. Şu cep telefonuna alışamamanın başıma getirdiği
işlere bakın. Şimdi bu mereti kapatmayı da bilmiyorum. Neredeyse
tüm otobüs üzerime çullanacak. Umarsız bir biçimde, alı al moru
mor, telefonu buldum ve arkadaşıma uzattım; boynumu büktüm: "Ben
bunun nasıl kapatılacağını bilmiyorum!" Arkadaşım uğraşırken
sürücü de bağırıyor bir yandan: "Kapatın şunu bir durağa gelmeden.
Yoksa bir daha bu otobüs yürümez!"
Otobüs
yolcularından bin bir özür dileyerek arkadaşıma uzattığım 'cebimi',
başka bir yolcu alıp kapattı.
Sonradan
öğrendim; İETT'nin yeni satınaldığı otobüslerin fren donanımları
ve otomatik kapıları cep telefonları ile aynı frekansları kullanıyormuş,
otobüs durağa geldiğinde eğer bir cep telefonu açıksa sorunlar yaşanıyormuş.
Dolayısıyla bu 'yeşil otobüslerde' cep telefonlarının kullanımı
yasaklanmış.
Fotoğraf:
Ömer F. Özen
Gelecek sayı: "Siz Kablolu Televizyon
izleyemezsiniz!"
"
Eh! mon vieux! Ferme ta poche!"
EYLÜL
2000
Montréal
c'est si loin... Istanbul c'est si loin...
|