AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » 30 Ağustos Utkusu Kutlu Olsun!

30 Ağustos Utkusu Kutlu Olsun!

30 Ağustos Utkusu Kutlu Olsun!

30 Ağustos Utkusu Kutlu Olsun!

30 Ağustos’ta Dumlupınar’da düşman kuvvetlerinin imhasıyla sonuçlanan bu meydan savaşına İsmet Paşa 31 Ağustos’ta, “Başkumandanlık Meydan Savaşı” adını verdi. M. Kemal bu savaşa “Rum Sındığı” adını vermişti.

 

 

 

 

 

Büyük Taarruz’dan 30 Ağustos’a

26-30 Ağustos 1922

 

Yunan Tarafı

 

Sakarya Savaşı’ndan sonra Yunanlılar Eskişehir – Afyon çizgisinde güçlü bir savunma çizgisi oluşturdular. Bu cepheleri gören bir İngiliz Kurmay Subayı “Türkler bu mevzileri dört beş ayda işgal ederlerse bir günde susturduklarını iddia edebilirler” demişti. Bu cepheyi böylesine güçlendiren Yunanlılar, diğer yandan İtalyanların boşalttığı Söke ve Kuşadası’nı (21 ve 30 Nisan 1922) işgal ettiler. Bu davranışlarıyla Anadolu’da kalmaya kararlı olduklarını gösteriyorlardı. Ege yöresi Rumlarını da silah altına alarak birlikler oluşturuyorlardı. Türklere gözdağı vermek, Yunan halkının moralini yükseltmek ve Türk savaş gemilerince esir alınan “Enosis” adlı gemilerinin intikamını almak için 7 Haziran 1922’de Samsun’u bombardımana tuttular. 5 Haziran’da Yunan Ordusu’nun başına Lloyd George’un “Bir çeşit deli” dediği Hacı Anesti’nin getirilmesiyle, Yunanlılar Trakya ve Anadolu’da sivil halka karşı baskı ve katliama giriştiler. Haziran sonunda başlatılan eylemler sonucu, 30 Temmuz’da İyonya (İzmir ve kuzey bölgesi) özerkliğini ilan ettiler. Bu hareketleri Ankara ve İstanbul tarafından protesto edildi. 29 Temmuz’da da İngiltere’ye bir nota vererek, Türkleri barışa zorlamak için İstanbul’u işgal etmek zorunda olduklarını bildirdiler ve hemen ardından iki tümen askeri Anadolu’dan İstanbul’a taşımak için hazırlıklara başladılar. Bunun üzerine İstanbul’daki Türk Gizli Teşkilatı önemli yerlere top yerleştirirken, şehrin savunması için binlerce kişi hazırlandı. Diğer yandan Fransa enerjik bir tutum izledi. General Pellé’ye verilen emirle Yunanlılara engel olması, gerekirse güç kullanması bildirildi. İngiliz General Harrington da Lloyd George’un politikasına aykırı olarak Fransızlara yardım ederek Çatalca hattına asker gönderdi. İtalya da aynı tutuma girince Yunanlılar bu girişimlerden vazgeçtiler.

 

Yunanistan bu siyaseti ve hazırlıklarını sürdürürken, ordusunun ve Yunan halkının morali çok kötüydü. Sakarya’daki ağır yenilgi ve yitiklerin açıklanması çok kötü etki yaptı. Yunan askeri Anadolu’da boşu boşuna savaştığını düşünmeye başladı. Ordu Kralcı ve Venizelosçu çatışması içinde eğitim ve disiplinini yitirmişti. Siyasi ve askeri çöküntü yanı sıra ekonomik bunalım da üst düzeye çıkmış ve dış yardım kapıları kapanmıştı. Yunanlar, yabancı devlet adamları ve askeri gözlemcilerin Anadolu’yu terk etmeleri yolunda uyarılarına da aldırmıyorlardı. Büyük Yunanistan’ı gerçekleştirmek için ellerine geçirdikleri tarihi fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. Ordularının yeterli güçte oldukları kanısındaydılar.

 

Mustafa Kemal ve komutanlar Kurtuluş Savaşında

 

Türk Tarafı

 

Sakarya Savaşı’ndan sonra, Yunan Ordusu’nun hazırlık yapmasına fırsat bırakmadan, taarruz yapılması istenmiş, fakat ordunun buna hazır olmaması yüzünden vazgeçilmişti. Daha sonra yağışların başlaması dolayısıyla taarruz ertelendi; ancak her an taarruz yapılacakmış gibi hazırlık yapıldı. 1921 Eylül ayında seferberlik ilan edilmiş olduğundan ordunun er gereksinmesi büyük ölçüde giderildi. Sakarya Savaşı’nda yiyecek, giyecek, cephane yokluğu yüzünden artan firar olayları kalmadı. Ordunun gereksinmesi olan malzeme silah, cephane çeşitli yollardan sağlanırken eğitim ve disiplin en iyi düzeye getirildi. Ordu içinde emir-komuta zinciri sağlandı. Cephe gerisinde de güvenlik önlemleri alındı. Ordunun komuta kurulu, uzun savaş yıllarında yetişmiş deneyimli komutanlardan oluşuyordu. Yeni getirilen erlerle ordunun sayısı 200 000’e ulaştı. Yiyecek, giyecek, cephane yeterli düzeye getirildi. Birkaç meydan savaşı yapılması olasılığı düşünülerek, ona göre hazırlık yapıldı. Türk Ordusu yurt topraklarını kurtarmak için Başkomutan’ın taarruz emrini bekliyordu.

 

 

Mustafa Kemal ve komutanlar denetimde.

 

Tarafların Kuvvetleri

 

TaraflarSubayErTüfekHafif Mk. TüfekAğır Mk. TüfekTop Kılıç
Türk Ordusu8.659 199.283100.3522.0258393235.282
Yunan Ordusu 6.565218.43290.0003.1391.280418 1.280

 

 

Türk Ordusu bütün güçlüklere karşın, malzeme ve silah bakımından Yunan Ordusu’na yakın duruma gelebildi. Başkomutan daha Ocak 1922’den başlayarak taarruz planlarını hazırlamıştı; sık sık cepheye giderek hazırlıkları yakından izledi.

 

 

 

Taarruz Kararı

 

Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar.

 

Mustafa Kemal Paşa 27 Temmuz 1922’de Alaşehir’e geldi. Taarruz planı üzerinde Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı ile son değişiklikleri yaptı ve planın aldığı son biçime göre 15 Ağustos’a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına ve 30 Temmuz tarihli görüşmede, 26 Ağustos tarihinde taarruz yapılmasına karar verildi.

 

 

Fakat Mustafa Kemal Paşa, Türkiye sorununun barışçı yollardan çözülmesi için İtilaf Devletleri’ne son bir kez daha başvuruda bulunmayı uygun gördü. TBMM Hükümeti’ni temsilen İçişleri Bakanı Fethi (Okyar) Bey, tam yetkili olarak Temmuz ayında Avrupa’ya gönderildi. 23 Temmuz’da Poincaré ile görüşen Fethi Bey, gazetecilere “Zaferi kazanabiliriz, fakat kan dökmekten çekiniyoruz” dedi. İngiltere ise Fethi Bey’le bakan düzeyinde görüşmeyi ret etti. Fethi Bey’in bütün barışçı girişimleri Türkiye’yi güçsüz zanneden ve bu girişimi de bu güçsüzlüğün sonucu olarak yorumlayan İngiltere tarafından geri çevrilince, Fethi Bey Hükümete 14 Ağustos’tan sonra yolladığı raporda “Ulusal amaçlarımızın sağlanması, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektir” diyerek barış girişimlerinin sonuçsuz kaldığını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa taarruz hazırlıklarını izlemek için 17-18 Ağustos gecesi Ankara’dan ayrılarak Konya’ya gitti. Ankara’dan ayrıldığını bilen yalnızca bir kaç kişi vardı. Hatta 21 Ağustos’ta Çankaya’da bir balo tertiplendiği de ilan edildi. Halbuki M. Kemal Paşa 20 Ağustos’ta Akşehir’de idi. Konya’da postaneye el koydurtan M. Kemal, Paşa, Konya’da bulunduğunun duyurulmasını engelledi. 20 Ağustos’ta Başkomutan, Batı Cephesi Komutanı’na 26 Ağustos’ta taarruza geçilmesi emrini verdi. Aynı gece yapılan komutanlar toplantısında durumu bütün komutanlara harita üzerinde açıklayan Başkomutan, taarruz emrini yineledi.

 

Mustafa Kemal Fransız yazar Claude Farrère ile birlikte denetimde.

 

Türk Ordusu düşmana yakın bir güce sahipti. Oysa taarruz yapılabilmesi için düşmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Bu nedenle taarruz yeri olarak seçilen Afyon’a, bazı birlikler Eskişehir’den gece yürüyüşü ile getirildi. Bu biçimde Afyon yöresindeki düşman güçlerine karşı üstünlük sağlanırken, Eskişehir cephesindeki güçler zayıflamıştı. Bu nedenle bazı ordu komutanları, taarruzu sakıncalı buldularsa da Başkomutan’ın emrini yerine getirdiler. Eskişehir yöresi, I. ve II. İnönü, Eskişehir – Kütahya ve Sakarya Savaşları yüzünden savaş alanı olmuş, kaynakları tükenmiş, halkı büyük sıkıntılar içinde idi. Oysa Afyon yöresi savaş alanı olmamıştı. Cephenin arkasında Konya Ovası’nın ürünü vardı. Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Başkomutan taarruz kararını Bakanlar Kurulu’na da bildirdi. Türk ordusu 25-26 Ağustos gecesi bütün hazırlıklarını yapıp düşman cephesine iyice yaklaştı. Taarruz süresince ordunun ihtiyacı olan cephane, malzemenin taşınması için yine halktan yardım istendi. Erkekleri cephede olan kadınlar, yüzlerce kağnı ile geldiler. Hatta bazı kağnılara öküz bulunamadığı için inek koşulmuştu.

Mustafa Kemal cepheleri denetlemede.

 

Türk taarruz planının esası, düşmana geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düşman silahlı kuvvetlerini imha etmek idi. Bin bir güçlükle sağlanmış bulunan cephanenin uzun bir savaşa yetmesi olanaklı değildi.

 

Başkomutan son denetimleri yapıyor.

 

Türk topçusunun 26 Ağustos sabahı saat 04.30’da ateş açması ile taarruz başladı. Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı Kocatepe’den taarruzu izliyorlardı. 26 Ağustos günü düşmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Ağustos’tan itibaren düşman geri çekilmeye başladı. Türk kuvvetleri üstünlüğü ele geçirdiler. Yunan ordusu çekilirken etrafı ateşe vermeye başladı. Bu iki gün içinde Yunanların 4-5 tümeni yenildi. Yunanlar’ın Eskişehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin savunma cephesi kurmalarına fırsat vermemek için süvari birlikleri, gerilere sarktılar ve Dumlupınar yolunu tıkadılar. Çember içine alınan Yunan Ordusu’nun 5 tümeni, bizzat Başkomutan tarafından yönetilen bir savaş sonunda çok ağır şekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde İzmir’e doğru kaçmaya başladı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da düşman kuvvetlerinin imhasıyla sonuçlanan bu meydan savaşına İsmet Paşa 31 Ağustos’ta, “Başkumandanlık Meydan Savaşı” adını verdi. M. Kemal bu savaşa “Rum Sındığı” adını vermişti.

 

 

 

 

 

“Bu manzara insanlık için utanç verici”

 

 

Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen M. Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere, “Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir” demiştir.

Taarruz başladı.

 

31 Ağustos’ta düşmanın ana kuvvetleri imha veya esir edilmişti. Eskişehir yöresindeki kuvvetleri de çekilmeye hazırlanıyordu. Fakat Kocaeli ve Trakya’dan getirecekleri kuvvetleriyle Eskişehir’den çekilen kuvvetlerini birleştirme olasılığı olan Yunan Ordusu İzmir’in doğusunda yeni bir savunma hattı kurabilirdi. Bu duruma fırsat verilmemesi için Başkomutan ordulara Yunan Ordusu’nun İzmir’e kadar aman verilmeden izlenmesini, nerede yakalanırsa orada taarruz edilmesini bildirerek, tarihi, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!” emrini verdi. Başkomutanın isteğiyle Fevzi Paşa Mareşalliğe ve İsmet Paşa Ferikliğe terfi ettiler. Diğer komutanlar da bir üst rütbeye yükseltildiler. Türk Ordusu amansız bir iz harekâtına başladı. Yunan Ordusu silahını, cephanesini ve malzemesini terk ederek kaçıyor, kaçarken her yeri yakıp yıkıyor, gerisinde büyük bir enkaz bırakıyordu. Ele geçen malzeme ve esir büyük sayılara ulaşıyordu. Binlerce ölü ve esir veren Yunan Ordusu’nun artık kendisini toplaması olanaksızdı. Askerler bir an önce İzmir’e ulaşıp oradan gemiye binmek ve canını kurtarmak yarışına girmişlerdi. Yunan Ordusu çekilirken büyük katliam yaptığı için, Türk Ordusu’nun intikam alacağı korkusuyla Yunan Ordusu ve yerli Rumlar da İzmir’e doğru kaçıyordu.

 

Yenik Yunan komutanları kılıç teslim ediyor, M. Kemal onları teselli ediyor.

 

 

31 Ağustos’ta başlayan iz harekâtı, yanan Türk kent ve kasabalarının arasından, öldürülen Türk kadın ve çocuklarının Türk askeri üzerinde yarattığı büyük ve yorgunluk tanımayan bir azimle 9 Eylül günü İzmir’e girmesi ile sonuçlandı. Yunan Ordusu Anadolu’da bu kadar büyük zulüm yapmış olmasına karşın esir alınan Yunan Generalleri, Türk Başkomutanı tarafından ağırlanıp teselli edildiler.

 

Afyon tarafında bozulan Yunan kuvvetleri İzmir’e doğru kaçarlarken, Eskişehir yöresindeki kuvvetleri ise, Türk Ordusu’nun Kocaeli yöresinden çeviren kuvvetlerine teslim oldu. Bir kısmı ise Bandırma yönüne çekildi. Batı Anadolu kentleri bir biri ardına kurtarılmaya başlandı. Yunan Ordusu tarafından yakılmış olan bu kentler sırayla Türk Ordusu’nu karşıladı. 4 Eylül’de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt, 5 Eylül’de Bilecik, Bozüyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül’de Akhisar, Balıkesir, 7 Eylül’de Aydın, 8 Eylül’de Kemalpaşa ve Manisa’ya Türk Ordusu girdi. 9 Eylül’de de İzmir, 10 Eylül’de Bursa kurtarıldı.

 

Denize ulaşabilen Yunan askeri kendini bulabildiği araçla adalara atmaya çalışıyorlardı. Bandırma ve İzmir yöresi Yunan askerleri ve yerli Rum kafilelerinden geçilmiyordu. Türkler geliyor korkusu, adalarda yaşayan Rumları bile korkutmuş, arada deniz bulunduğunu unutturmuştu. İzmir kenti büyük bir insan kalabalığının, kendilerini gemilere atıp canını kurtarmak isteyen Yunan Askeri ve yerli Rumların oluşturduğu mahşeri bir görünümdeydi. Limanda bulunan İtilaf Devletleri (Özellikle İngiliz) gemilerine binmek isteyen bu kalabalık gemilere alınmıyor, binmekte ısrar edip kayıklarla gemilere yanaşanlar denize atılıyor, hatta kalabalığın hücumu karşısında, gemidekiler tarafından ateş açılarak vuruluyorlardı. Yunan Ordusu’nu İzmir’e çıkartan İngilizler, şimdi onları kaderine terk ediyordu. Yerli Rum kayıkçılar kendi soydaşlarından çok aşırı ücret istiyorlardı.

 

Fransız yazar Claude Farrère ile birlikte.

 

“Hata etmiş, ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak bir ulusun şerefidir”

 

Mustafa Kemal Paşa 9 Eylül’de Belkahve’ye geldi, ancak İzmir’de çatışmalar sürdüğü için geceyi Kemalpaşa’da geçirdi ve 10 Eylül’de İzmir’e girdi. 10 Eylül’de bile yer yer çarpışmalar sürmekteydi 3000 kişilik bir Yunan kuvveti esir alınmıştı. İzmir’e giren M. Kemal Paşa’nın kalması için Karşıyaka’da bir köşk hazırlandı. Kral Konstantin de bu köşkte kalmıştı. Evin kapısında kendisini karşılayanlar merdivenlere bir Yunan Bayrağı sermişlerdi. Yunan Kralı’nın Türk Bayrağı’nı çiğneyerek eve girdiğini belirtenlere M. Kemal: “Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, ulusunun şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez. Kaldırınız…” yanıtını vererek Yunan Bayrağı’nı kaldırttı.

 

Büyük utku ülkenin her yanında coşkuyla karşılanırken, dış Müslüman ülkelerden kutlama telgrafları gelmeye başladı. İlk kutlayanların başında Sovyetler Birliği Elçisi Aralov vardı. Aralov, “Batı Emperyalizmi”ne karşı savaşan Türkiye’yi kurtlarken, Müslüman ülkeler Haçlılara karşı elde edilen başarıyı kutluyorlardı. Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD’nin İzmir’deki konsolosları ve amiralleri de 10 Eylül’de Ordu Komutanı’nı kutladılar. Fakat endişe içinde oldukları açıkça ortadaydı. Çünkü bu savaşla yalnız Yunanlılar yenilmiş değil, İtilaf Devletleri’nin (Lloyd George, Wilson, Clémenceau, Orlando) kurdukları dünya düzeni de yıkılmış oluyordu. New York Times, Yunan yenilgisini insanlığın ve uygarlığın başına gelen en büyük felaket olarak nitelendirirken, İngiliz basını olayı dehşetle veriyor ve Fransız basını Türkiye’ye yeni bir savaşın açılıp açılmayacağını soruyordu. Gazete başlıklarında “Türk Utkusu” “Türkler İzmir’de” yazıları yer alırken 250 000 kişilik Türk Ordusu’nun Yunanlıları nasıl ezip geçtiği, Yunanlıların insan ve silah, cephane kayıpları üzerinde duruluyordu. “Le Temps Gazetesi”, on beş günde bir yıldırım harbiyle iki Yunan Ordusu’nu yok edip kalıntılarını denize döken Türklerin “Küçük Asya Sorunu”nu çözdüklerini, Kral Konstantin’in maceracı politikasının feci sonucunu gerçekçi bir yorumla veriyordu.

Başkomutan cephede.

 

Türk Ordusu’nun İzmir’e girmesinden birkaç gün sonra 13 Eylül günü kentin bazı yerlerinde yangın çıktı. Özellikle Ermeni evlerinden silah sesleri gelmesi ve arkasından büyük bir yangın çıkması, yangının “Ermeni ve Rum Örgütleri”nce çıkartıldığı ve İngiliz Konsolosu’ndan yardım gördükleri söylentilerinin yayılmasına yol açtı. Evleri yanan Avrupalı tüccarlar yangının Ermeniler tarafından çıkartıldığını ileri sürüyorlardı. Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyan Konsolosları 6 Eylül’de Yunan Harbiye Bakanı’ndan İzmir’in yakılmaması için garanti istemişlerse de, bu garanti verilmemişti· Bütün Batı Anadolu’yu yakan Yunanlıların İzmir’i Türklerin yaktığını ileri sürmeleri çok ilginçtir. Kentin yanmasından en çok zarar gören Türkler idi. Kurtardıkları “Güzel İzmir” yanıyordu. En çok üzülen M. Kemal Paşa oldu. Yangın üç gün sürdü ve şehrin büyük bir kısmı kül oldu. Şimdi Türkiye’nin eline harabe halinde bir kent terk edilmişti. Tıpkı Batı Anadolu’nun diğer kent, kasaba ve köyleri gibi.

 

Fransız basınında Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal.

 

 

Utku’nun Sonucu

 

Mustafa Kemal’in bir çizi portresi.

Yunan Ordusu’nun on beş gün içinde imhası ile sonuçlanan “Büyük Utku”, Başkomutan’ın büyük riski göze alarak, güçlü bir sıklet merkezi yapmak, taarruzda baskını sağlamak, denk kuvvetle, ateş üstünlüğüne sahip düşmana karşı, savaşta kesin sonuç yerini seçme, doğru karar verme, iç ve dış siyaseti iyi yönetmek, ulusu ve orduyu kaynaştırıp savaşa hazırlamaktaki üstün başarısıyla kazanıldı. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi’ni bir kaç günde parçaladı. 15 günde 500-600 km yol aldı. 150 000 kişilik bir düşman ordusunu imha etti. Bu büyük başarı içte ulusal bütünlüğü ve güveni sağladı. Öldü zannedilen Türk Ulusu’nun azmi, bu düşünceyi yıktı. Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Atlaşması’nın imzalanmasını hazırlaması bakımından büyük güç kaynağı oldu. Tam bağımsız Türk Devleti olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve Türk Devrimi’nin güç kaynağı yine bu utku oldu. Sevr ile “Doğu Sorunu”nu diledikleri gibi çözebileceklerini sanan İtilaf devletleri, Türkiye’nin gücünü ve Lozan’da Doğu Sorunu’nun kapandığını kabul ettiler. Atatürk’ün dediği gibi, utukular amaçları ve sonuçları bakımından önem taşırlar. Tarihte büyük meydan savaşları çok olmuştur. Ancak bunların çoğu aynı ölçüde büyük sonuçlar getirmemiştir. Başkomutanlık Meydan Savaşı yalnızca düşman ordularını denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu hazırlamıştır.

 

 

 

 

 

Kaynak: Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, 1986, Sayfa: 334-341

 

Ve İzmir’e giriş…

 

Nazım Hikmet Ran Kuvayı Milliye Destanı’nda şöyle yazacaktı:

 

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

 

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam

 

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu

 

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

 

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

 

Paşalar onun arkasındaydılar.

 

O, saati sordu

 

Paşalar: ‘Üç’, dediler.

 

Sarışın bir kurda benziyordu

 

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

 

Yürüdü uçurumun başına kadar,

 

eğildi, durdu.

 

Bıraksalar

 

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

 

ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak

 

Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

 

 

 

 

Bizim Anadolu / 30 Ağustos 2017

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…